2 Mart 2017 Perşembe

Psikolojide Lacan’cı Söylem Analizi: Yedi Teorik Öğe

Psikolojide Lacan’cı Söylem Analizi: Yedi Teorik Öğe

Ian Parker  Manchester Metropolitan University
I.Parker (2005). Lacanian Discourse Analysis in Psychology: Seven Theoretical Elements. Theory and Psychology. Vol:15 (2) pp:163-182 

Çeviri: Sibel Arkonaç

ÖZET
….  
  
Jacques Lacan’ın ismi çoğu zaman, diğer çeşitli Fransız entelektüel figürlerle birlikte–Jacques Derrida ve Michel Foucault gibi- ‘post yapısalcılık’ başlığı altında gruplandırılır (sözgelimi Parker,1992; Sarup, 1988). Bu yanılsamalı başlığın Anglo-Amerikan kültürün, çok geniş alanda farklılaşan Kıta Avrupa’lı değişik teorik bakış açılarını anlama çabalarından sadece birisi olmasının yanısıra (Dews,1995) Lacan’ın çalışmalarını, psikolojide söylem çalışanlar açısından daha ilginç kılmak gibi bir işlevi de vardır (sözgelimi Adlam ve ark, 1977). Söylem analizinde bazı eleştirel yazarların; Derrida’nın (1978,1981) yapı sökümü ve farklılık (difference) tartışmalarında, Foucault’nun (1976,1981) gözetim, günah çıkarma analizlerinde kullanmış olmalarına rağmen ve de bu çalışmaları yerinde okuyup okumadığımız üzerine eleştirel yansımalar yapmış olmalarına rağmen (sözgelimi Hook,2001, Mather, 2000), Lacan’ın katkılarının doğrudan sistematik şekilde kullanılması ya da buna dair tartışma çok azdır. İsmi telaffuz edildiğinde bile yaptığımız işle neden ilgili olduğu ya da onu söylem analizine nasıl dâhil edebileceğimiz hiç belirgin değildir.    
Söylem analizi, psikoloji içerisinde birçok farklı biçimlere girer ama günümüz eleştirel işinde kullanılan çoğu varyasyon, konuştuğumuz dilin nasıl söylemsel örüntüler halinde örgütlendiğine odaklanan (sözgelimi Henriques, Hollway, Urwin, Venn, & Walkerdine, 1984) sosyal psikolojideki ‘dile dönüş’ üzerine (sözgelimi Harre ́ve Secord, 1972) kurulmuştur.  Öyleyse söylem analizi,‘kendilik’ (self) ve dünyaya dair güçlü imajların toplumda  (ve psikolojide) nasıl dolandığını göstermek ve bu gibi imajlara direnen ve sorgulayan bir yolu açması için çok faydalı olabilir (Willig, 1999). Kapitalist toplumda, farklı kategoriler (sınıf, ırk, cinsiyet gibi) üzerinden birbirinden ayrışan insanoğluna dair küçük düşürücü imajlar zincirini bir arada tutan söylem kalıplarıdır bu yüzden dilin analizi burada, aynı zamanda; belli türden sosyal bağlar halinde düzenlenmesi şeklinde kavramlaştırılması gereken ‘söylem’le birlikte bir ideoloji analizi olmak durumundadır (Parker, 2005a).  
Söylem analizi öncelikle yazılı metinlerle çalışmaktadır hatta analiz, doğal olarak ortaya çıkan konuşmalar veya görüşmelerle alakalı bile olsa her zaman bu metinler analize başlamadan önce yazıya (konuşulan iletişimin yazı dökümlerine) dökülür. Söylem analistinin konuşma ve yazının ötesine geçmeye teşebbüs ettiği durumlarda bile metnin temsili değişmez bir şekilde halen yazılı olan bir şeydir (sözgelimi Parker & the Bolton Discourse Network, 1999). Bu tip çalışma geleneğinin ‘metin’ kavramı bu sebeple sosyal olarak yapılandırılmış tüm anlamları kuşatmaktadır. Bu durum Lacan’ın çalışmalarıyla bağlantı kurmayı kolaylaştırırken akılda tutmamız gereken Lacan’ın, analistle karşılaşmasında ‘analizanın’ (diğer hümanistik veya tıbbileştirilmiş söylemsel uygulamalarda ‘hasta’ veya ‘müşteri’ olarak konumlandırılmış özne) konuşmasıyla ilgilendiği ve yazının Lacan’cı analizinde ‘harfler’in bazı niteliklerine özel bir dikkat sarf edilmesi gerektiğidir. (Thurston, 2002). Bu makalede öne sürülmekte olan analiz türü üzerinden konuşan biri için aşağıda bahsedeceğimiz bir takım derin sonuçlar vardır, ki bu sonuçlar burada üzerinde durulan argümanların daha ötesinde daha ayrıntılı tartışmayı gerektirmektedir.   
Bu çalışma Lacan’ın çalışmalarındaki farklı ‘söylem’ tanımlamalarını ve Lacan’cı teorinin psikolojideki söylem analizine olabilecek katkısını araştırmaktadır. Daha fazla ilerlemeden belirtmekte fayda var ki Lacan psikolog değildi ve psikanalitik klinik uygulamasını geliştirmesi ve teorik olarak yol gösteren Freud okumaları, Anglo Amerikan psikoloji araştırmalarının temelini oluşturan özne ve sosyal ilişkiler kavramlarının antitezleriydi (Malone & Friedlander, 2000). Genelde onun fikirlerini tarzımızı geliştirmek ya da iyileştirmek üzere kullanmak isteyen psikolojideki eleştirel yazılarda, Lacan’ın psikolojiye olan düşmanlığı inceden inceye oynanır (e.g. Burkitt, 1991; Parker, 1997a). Bu durum onu bazı yazarlar için daha çekici kılsa da çalışmalarında neyin son derece radikal olduğunu gözden kaçırmamıza yol açmaktadır. Bu sebeple bu makaleyi yöneten ve baştan sona alıp götüren varsayım Lacan’cı yaklaşımın, insanın ne olduğuna dair bambaşka bir kavramsallaştırma talep ediyor oluşudur. ‘Eleştirel psikoloji’ içinde en kritik aşamalardan biri budur çünkü her şeyden önce kendisi psikoloji değildir (Parker, 2003).

Bir Söylem Teorisi için Lacan Okumak 
Bu makale için benimsenen strateji üç basamaklıdır.  Birincisi ben psikanalizi ciddiye alıyor ve gerçeklik iddiasına da söylemsel olarak kurulan olarak bakıyorum. Bu Freud’un psikanalitik kavramları geliştirmesi ile ‘konuşarak tedavide’ dile bakışı arasındaki yakın bağlantıdan kendi ipucumuzu çıkarmak demektir (Forrester, 1980). İkinci olarak Lacan’ın Freud’un gelişim dönemlerini ve kişilik yapılarını yeniden ele alışını, bu kavramların evrensel insan psikolojisinden ziyade kesinlikle sadece dilin işleyişinde kurulduğu kadarıyla kullanıyorum (Malone & Friedlander, 2000). Üçüncü olarak psikanalitik öznellik biçimlerini; batı kültürüyle serilip yerleştirilen, tarihsel ve kültürel olarak inşa edildiği şekliyle birçok insan tarafından derinlemesine yaşantılanan ama aynı inşadan dolayı da insanların kullandığı şekliyle ve dil tarafından kullanıldığı şekliyle, maddesel olarak da etkili bir şey olarak ele alıyorum (Parker, 1997b).


Lacan’cı Söylem Okumasının Bileşenleri 
Söylemi nasıl analiz edebileceğimiz hususunda Lacanın katkılarının söylemsel dayanağına odaklanmakta kullandığım stratejik tercihimin parametreleri içersinde kalarak,  Lacancı teoriyi kendi çalışmalarımızla ilgili kılacak şekilde nasıl okumamız gerektiğini belirlemem gerekiyor. Bu okuma için dört bileşen bulunmaktadır. 
İlk bileşen söylemin doğası üzerine Lacan’ın kendi yorumlarıyla ilgilidir.  Buradaki sorun, Lacan’ın söylem çalışmasını ayrıntılandırışının tipik bir şekilde ister istemez dolaylı eksiltili oluşudur bu sebeple Lacan’ı okumak demek bir yere kadar yorumlama ve tekrar farklı ifade etme işi demektir. Lacan, Saussure’ün (1974) aynı zamanda da Jacobson’un (1975) yazılarından faydalanır bu yazarların, Lacan’ın söylem yaklaşımında çoğu zaman açıkça belirtilip sonra da yaklaşıma uygulanabilecek değişik kavramsal parçalar sağlamak yerine,  Lacan’ın çoktan formüle ettiği fikirlerine post hoc destek sağladığı görülür (keza bkz. Hollway, 1989). Bir diğer karışıklık, fenomonolojik gelenek içerisinden -Hegel’den Heidegger’e kadar- diğer anlam ve yaşantı teorisyenlerinin Lacan’ın söyleme bakış tarzıyla ilgilenmeleridir (Macey, 1995). Bunun anlamı her yorumlamanın aynı zamanda bir yere kadar Lacan’ın söylediklerinin bizim için ne anlama gelebileceğinin gerekçeli bir yeniden inşası olduğu demektir.      
İkinci bileşenin Lacan’ın, psikanalizin batı kültüründe bir uygulama olarak ortaya çıkışı konusundaki -ki edebiyatta, kültürel çalışmalarda ve sosyal teorilerde Lacan’cı çalışmanın esasını oluşturur- kendi yansımalarında zaten haklı bir nedeni vardır: örneğin, ‘analistin söylemi’ndeki açıklamalarında (sözgelimi Bracher, 1993; MacCannell, 1986). Lacan’cı teoriyi kullanan birçok akademik yazı olmakla birlikte özellikle dikkate değer olan kaynaklar, psikanalizin bazı uygun taraflarını aceleyle kendilerine ‘uygulamak’ üzere tahsis edenlerden çok kendilerine psikanalizi geliştirmek üzere bir bakış açısı geliştirmiş olanlardır (Feldstein, Fink, & Jaanus, 1995, 1996). Elbette belli kullanışlı kavramları bağlamından soyutlamadan ödünç almak kolay bir iş değildir.  Lacan’ın edebî metinleri kendi okuyuşu bile gerçekten ‘Lacan’cı psikanaliz’ değildir, ellerinden geldiği kadar ‘Lacan’cı söylem analizi’ diyebileceğimiz bir yol açarken analist, analizan ve dil arasındaki ilişkinin nasıl kavramsallaştırılması gerektiğine dair yeni araştırma soruları ortaya atarlar (Rabatè, 2001).
Üçüncü bileşen Lacan’cı klinik uygulamalara dair açıklamalarda yatar. Lacan’ın kendi yaratıcı önerileri; analizan ile analistin konuşmalarının, psikanalitik sürecin kendine özgü doğası tarafından nasıl yapılandırıldığı(Benvenuto & Kennedy, 1986) ve analizanın -psikanalitik hasta- analiste söylediklerini yorumlama ya da yorumlamama teşebbüsünde söylem işlevlerinin nasıl yerleştirileceği gibi önerilerdir. Lacan’cı psikanalistler bu önerileri yorumlamışlardır, klinik literatür Lacan’ın varmak istediği noktayı anlamakta kullanılabilecek ana kaynaklardan biridir (sözgelimi Fink, 1995, 1999). Lacan’ın söylem üzerine çalışmalarının hatırı sayılır bir kısmı, tedavinin yönünü belirlemek ve psikanalizin psikoterapiden nasıl farklı olduğunu kavramlaştırmaya rehberlik etmesi için sadece analitik çerçeveye uygulanabilmektedir (Nasio, 1998). Lacan’ın çalışmalarını, analizanın kendi bilinç dışı formasyonlarını açıkladığı klinik uygulama alanından söylem ‘analistinin’ ne olup bittiğini açıkladığı metin okumasına tercüme ettikçe her zaman belli bir gerekçeli tahrifat olacaktır.
Ama yine de Lacan’ın ve de Lacan’cıların bu söylem okumalarının, sosyal psikologların veya en azından hali hazırda eleştirel veya söylemsel yönelimli olanların erişebileceği bir versiyona dönüşebileceği dördüncü bir bileşenden bahsedilebilir (sözgelimi. Gough & McFadden, 2001; Hepburn, 2003). Bunun için, Lacan’ın üzerinde ayrıntılı şekilde durduğu farklı söylem kavramlarının, psikolojide söylem analistlerinin genellikle çalıştıkları türden metinlere göre nasıl oynanabileceğini belirlemek gerekecektir. Sözgelimi psikanalistler ve kültür teorisyenleri kural olarak yazı dökümleri üzerinde çalışmaz dolayısıyla yazı dökümleriyle çalışılması durumunda Lacan’cı yaklaşımın tanımı mecburen belli şekillerde değiştirilecektir (keza bkz. Georgaca,2001, 2003).
Lacan, psikanalize sağladığı tutarlı ve sınırsız bir teoriden daha fazla bir söylem teorisi sağlıyor değildir. Söylemi analiz etmenin sağlam bir yolunu sağlamak bir yana, analistin dikkatini analizanın konuşmasında işaretleyicinin yapılandırıcı etkisine verdiği kadarıyla Lacan’cı çerçevedeki psikanalitik bir uygulama, ister istemez böyle bir şeye yol açtığında bile böyle bir yol sağlamaz (sözgelimi Nobus, 2000). İhtiyacımız olan teori, Lacan’ın ve takipçilerinin yazılarında ve uygulamalarında verilmiş ve yayılmıştır dolayısıyla bu okuma aynı zamanda bizim kullanışlı bulabileceğimiz öğeler hakkında dağınık yorumların yeniden yazılması demektir. Şimdi bu yeniden yazma sürecine dönebiliriz.  

Lacan’cı Söylem Teorisinin Öğeleri
Burada ana hatlarıyla belirtilen yedi öğe birçok farklı kaynaktan damıtılmıştır, bütünlüklü bir söylem teorisini temsil etme iddiası yoktur, metinlere uygulanabilecek bir ‘yöntem’ de değildir. Çoğu söylem analizinde ortak olan, metin okuması için sabit bir yöntem ya da yol olması gerektiği fikri Lacan’cı psikanalistler için aforoz edilen fikirdir. Lacan’cı psikanaliz, psikoloji ders kitaplarında psikanalizi tanımlayan açıklamalar olan ıvır zıvırın hiçbirine görgül tanımlanabilir varlık muamelesi yapmaz. Bu yaklaşım ‘herhangi bir şey üzerinde etkisi olduğu iddiasındaki hiçbir varlığı, cinselliği bile’ tanımadığını öne sürmektedir (Lacan, 1979, s/266). Örneğin ‘bilinçdışı’, konuşmanın bir niteliğidir, ‘öznenin kendi bilinçli söyleminin sürekliliğini yeniden kuruşunda kendi tasarrufunda olmayan birey ötesi somut söylemin bir parçasıdır’ (Lacan, 2002, s/50). Bilincin an be an yeniden inşası ve yapısal olarak ulaşılamaz hale gelmesi Lacan’cı analizi zaten retorik, sosyal inşa ve söylemle uyumlu kılmaktadır (Billig, 1999; Burr, 1995; Edwards, 1997).
 Temsilin sabitlenmesi (anchoring) ve metnin biçimsel özellikleriyle ilgilenen ilk iki öğe bu çalışmalarla ilgili verimli bağlantı noktaları önermektedir. Lacan’ın çalışmalarında öznelliğin anlaşılma tarzıyla ilgili psikolojideki söylemsel araştırmalar için yeniden ifade edilmesi gereken belli özellikler vardır, bu özelliklerden faillik ve belirleme (determination) burada üçüncü öğe olarak ele alınacak sonra bunların söylemde bilgiyi kavrama tarzımız üzerindeki sonuçları dördüncü öğe olarak, bu öznenin aldığı konumlar beşinci öğe olarak ele alınacaktır. Bu kavramların üzerinden geçtiğimizde gerçeğin kendine özgü bir biçimine yani altıncı öğeye ve açıklamalarımızdaki yorumlamanın yerine, yedinci öğeye varacağız.

1. Metnin Biçimsel Özellikleri
Lacan’ı İngilizce okumanın eski yaygın formülü ‘Freud + Saussure = Lacan’ idi (sözgelimi, Bird, 1982). Bu bir çok okuru Lacan’ı yapısalcı dil bilimci bir türe indirgemek gibi yanlış bir yola sokarken yukarıdaki formül dilin Lacan’cı analizini içerikten ziyade biçimi önceleyen bir analiz olarak öne çıkarmaktadır. Bir metnin yorumlanması, yüzeyin altında saklı bilinçdışı anlamı açığa çıkarma niyetinde değildir ya da Ferdinand de Saussure’ün (1974) ‘işaretleyici’ye (sesli imajlar) yapışık olduğunu varsaydığı ‘işaretlenenlerin’ içeriğini, ‘kavramları’ geri getirme amacında da değildir. Daha ziyade metindeki işaretleyicilerin düzenidir ki aslında çalışma nesnesi de budur, metnin biçimsel yapısı tıpkı Saussure’ün dile bakışı gibi ‘olumlu terimleri olmayan bir farklılıklar sistemi’ muamelesi edilerek ayrıştırılır (Saussure,1974, s/ 120).
 Lacan’cı psikanalizin amacı ‘mutlak farklılığı sağlamak’tır (Lacan, 1979, s/ 276),  Lacan’ın bu amacı tanımlayışını, yazılı bir metnin analistine hitap eden bir uyarı (aynı zamanda analiz esnasında konuşulan metnin sahibine yönelik bir ders) gibi okuyabiliriz. Bu okumada psikanalizin sonu özneyi, mükemmel bir Saussure’cü olduğu noktaya yani onu taşıyan dilin sadece farklılıklar olduğunu, herhangi bir olumlu terimi olmadığını fark ettiği noktaya gelişini kapsar. Söylem analistinin rolüne birazdan, yorumlama faaliyetine döndüğümüz zaman geleceğiz. Şu an için ‘mutlak fark’ motifi, işaretleyiciler arasında kalıplar ve bağlantılar arama görevini vurgulayacaktır. Ancak bu bağlantılar altta yatan bir düzeni açığa çıkaracak ilahî mükemmel bağlantılardan ziyade birini diğerinden ayıran ve aralarındaki ilişkiyi gerilimli tutan bağlantılar olacaktır. 
Bu farklılıklara odaklanış, psikolojideki söylem analizinin kurucu kurallarından biriyle uyuşmaktadır, analist açıklamalarda farklı açıklamaları bir araya getirmek üzere derinlerde yatan tek ve birimsel bir kural kehanetinde bulunmaktan ziyade, açıklamalardaki ‘değişkenliğe’ bakar (Potter & Wetherell, 1987). Lacan’cılar için bu değişkenlik diğer bir özneyle sadece iletişim kurma çabasında olup da engel olarak karşısında dili bulan bir öznenin yaratıcı faaliyetine dayandırılamaz; ‘Özneyi temsil eden şey bir işaretleyicidir’ (Lacan, 1979, p. 198). Ama bu işaretleyici ne konuşan kimsenin ya da yazarın kafasındaki kavramların anlam verdiği bir şeydir ne de bir diğer özne tarafından keşfedilip kabul edilebilecek bir şeydir çünkü bir işaretleyici bir özneyi temsil ettiğinde bu ‘başka bir özne için değil, başka bir işaretleyici içindir’ (Lacan, 1979, s/ 198). Bir terimin ya da bir ifadenin işaretleme değerini analist tanımlayacaktır o halde bu, konuşma analizinin yapacağı şekilde (sözgelimi, Antaki, 1994) değil de konuşma sıralamasında daha sonra gelecek terimlere diğer konuşmacıların özne olarak yönelimleriyle yapılacaktır.  
Belli bir analizin bitiş noktası dolayısıyla söylenenleri, metnin gerçek anlamının ne olduğunu ifade eden ‘temalar’mış gibi toparlayan kelimelere ya da ifadelere veya metnin akışı içinde meydana gelenlerden sorumlu repertuarlara ya da söylemlere ulaşmak olmayacaktır. Lacan’cı bir analist daha ziyade, ‘indirgenemeyecek, anlamsız- anlam olmayandan oluşan- gösterge öğeleri ortaya çıkarmayı’ amaçlar (Lacan, 1979, s/ 250), Lacan burada her öznenin ‘özne olarak maruz kaldığı indirgenemez, travmatik, anlamsız’ bir gösterge olduğunu iddia eder (Lacan, 1979, s/ 251). Sözün kısası Lacan’cı bir söylem analizi, meseleyi, karakterlerin her hangi bir şekilde biyografilerine indirgeme girişiminden kaçınır daha çok anlamlı olmayan işaretleyiciler arar ve bu anlamsız öğelerin metnin düzeninde oynadığı rolleri ya da akışını engelleyişindeki rolleri belirlemeye çalışır.  
Lacan’ın çalışmalarında, içerik okumasından metnin biçimsel niteliğinin analizine–farklılıklara, göstergeler için süjelerin temsiline ve anlamsız işaretleyicilerin aranışına odaklanarak ifade edilir- kasıtlı kayış aynı zamanda Lacan’nın ‘matema’lar (mathemes) vasıtasıyla söylemin teorik eşleştirmesinde de açık hale getirilmiştir. İlerideki bölümlerde göreceğimiz üzere, işaretleyici öğeler arasındaki ilişkiler, ‘mutlak işaretleyiciler’ gibi cebirsel sembollerden oluşan matemalar halindeki düzenlemelerle ele geçirilir. (Lacan, 1977, s/ 314).

 2. Temsilin Sabitlenmesi
 İster belirli bir özne tarafından konuşulmuş olsun ister bir veya daha fazla özne tarafından yazılı olarak toplanmış olsun, bir metin parçasının analizi metnin nasıl yapılandığını hedef edinir. Metin bir konudan ötekine kusursuz bir şekilde akıyor gibi gözükse de, belki de konuşmacıların birbirleriyle yaptığı spontane söz alış verişlerinde, yakından bir inceleme bize metnin nasıl yapılanmış olduğunu ve ona nasıl belli bir nitelik kazandırdığını gösterme imkanı vermelidir. Lacan bizi anlam taşımayan işaretleyicilerin iş başında olabileceği, tıkanıklık noktalarını tanımlama yolları konusunda uyarır ama bu noktaları belirlemek belki de bir analizde varabileceğimiz en uzak noktadır. Bu teorik çerçeve bir metnin dönüp durduğu sabit noktaların yerini saptayabilmek, söylemin daha geniş desenleri içinde bir metnin yerini saptamak ve bir metnin geçici mantığının nasıl yapılandığını inceleyebilmek açısından faydalı bir çerçevedir.  
Lacan’ın Saussure’cü dilbilimini kullanması, anlamların bir dilde sabitlenip bu suretle konuşmacının en azından mesajını bir dinleyiciye yönelttiği duygusuna sahip olma tarzı hakkında bir soru sordurur. Eğer dil ‘işaretlenenle işaretleyen arasındaki ilişkiyi bir andan diğerine kaydıran güçlere karşı kendini savunmada bu denli güçsüzse’ (Saussure, 1974, s/ 75), o zaman özne kendini bu güçlere karşı nasıl korur ki? Lacan için bu soru çok daha elzemdir çünkü ‘bastırma’ süreci, işaretleyicileri iletişim döngüsünün dışına iterek işler, metaforların yaratılması bu işaretleyicilerin bu döngünün altına kaymasına izin verir. Lacan (1977) belirli ana ‘dokuma noktaları’nın – veya kapitone noktası, döşeme malzemesinin doldurulup kapatıldıktan sonra açılmasını engelleyen noktalara verilen ad, points de capiton- işaretleme sisteminin dokumasını bir arada tuttuğunu iddia eder, bu iddia belirli işaretleyicilerin veya metaforik yedeklerin metinde nasıl tekrarlandığını fark etmemize olanak tanımaktadır. O halde işaretleyicilerin tekrarı dokuma noktalarının varlığına işaret etmektedir. 
Yapısal ‘bastırma’nın daha geniş örüntülerini (patterns) örnekleyen, tekrar eden, belirli işaretleyiciler de vardır, Lacan’ın ‘matema’larından birinin işe yaradığı noktalardan biri burasıdır. Yapısal dilbilimle halen aynı doğrultuda olmakla birlikte Lacan belirli bir işaretleyici (S1’le gösterilmekte) ile geri kalan işaretleme sistemi (S2’le gösterilmekte) arasındaki ilişkiyi S1 S2 matema yoluyla simgelemektedir. Bir işaretleyici diğer işaretleyicilerle kurduğu ilişkinin niteliğiyle değer kazanır, Lacan’ın mateması aynı zamanda metnin geri kalanında egemen konumda işleyen, sembolik bir sistemde kapitone noktaları olarak daha geniş söylemlerde etkin bir şekilde işleyen belirli işaretleyicilerin kendini gösterme tarzlarını temsil etmeye yarar. Bu ‘egemen işaretleyiciler’ bir metindeki temsil çapaları olarak, muhalefete ya da değişime maruz kalmayan, ‘işler böyle yürür’ gibi bir ısrarın, retoriksel mecazları yoluyla faaliyette bulunur. S1 konumunu benimseyen bir konuşmacı otoriteye, gerekçeli bir argüman yerine sürekli tekrarlarla varlığını sürdüren bir iddiada bulunur, gerekçeli argüman görüntüsünün kırıldığı nokta, egemen işaretleyiciler olarak iş gören belli işaretleyicileri bu suretle ifşa edebilir.   
Lacan’ın, dokuma noktalarının ya da egemen işaretleyici işlevi taşıyan belli işaretleyicilerin veya onların metaforik yedeklerinin tekrarı ile, anlamı sabitleme sürecine dair anlayışımıza kattığı önemli bir sapma vardır. Demirleme süreci geriye dönük işlemektedir.  Bir yaşam öyküsünde travmanın görünüşü olaydan sonra, öznenin ‘geriye dönük’ etki (retroversion effect) olarak anlayamayacağı, bu olaya anlam verme teşebbüsü olarak inşa edilen bir şeydir (Lacan, 1977, s/306). Travmatik, anlam verilemeyen ve başka türlü açıklanamayan demirleme noktalarının geriye dönük yapılandırılışı, gündelik hikâyeleştirmeyi ‘olaydan sonra’ belirlenen bir şey kılar ve böylesi bir ‘olay’ belirli bir cümle düzeyinde ortaya çıkan bir şey olabilir. Lacan bir cümlenin noktalama işaretlemesinin cümlenin kast ettiği şeyden ne anlaşılacağını geriye dönük şekilde belirlediğini söyler dolayısıyla Lacan’cı bir okumada, görünürdeki sebep ve sonucun geçici mantığı tersine çevrilmiştir. O halde söylem analizi, cümlelerin ‘sonu’ görevini ya da metnin diğer uzatmaları görevini gören demirleme noktalarını arayacaktır zira bu demirleme noktaları ancak ondan sonra kendi özgün başlangıç noktasını o sonlandırma anında öne sürecektir. 
Dokuma noktaları ve egemen işaretleyiciler, psikanalizin yakın dönem söylemsel temelli yeniden okumalarına çok benzer bir şekilde, sapma(deflection) ve kaçınmanın retoriksel süreçlerinde birlikte hareket eder (Billig, 1999), işaretleyicilerin geriye dönük etkisine dikkat çekmek Lacan’cı söylem analizi ile herhangi bir ‘öngörücü’ dilbilim çalışması arasına dolayısıyla mesafe koyacaktır. Metin okuması her daim geçici niteliktedir çünkü anlam sadece son işaretleyiciyle değil daha sonradan (temsilin demirleme noktaları olarak hangi kilit noktaların hizmet edeceklerini yeniden şekillendirmek için) ortaya çıkabilecek işaretleyicilerle bile belirlenebilir Dilin bu işlemlerinin, anlamın ve eylemin belirlenişini nasıl gözden geçireceğimizi etkileyecek sonuçları bulunmaktadır. 

3. Faillik ve Belirleme(Determination)
Lacan’cı analiz Claude Lèvi-Strauss’a (1966) çok şey borçludur bu sözgelimi ‘işaretleyiciler insan ilişkilerini, yapılar sunarak ve şekil vererek yaratıcı bir şekilde düzenler’ (Lacan, 1979, s/ 20) iddiasında açıkça görülür. Bununla birlikte Lacan’ın yapısalcılığı kullanışında ayırt edici şekilde psikanalitik –ve söylemsel- olan şey, şu anın ve geçmişin yansımalı şekilde yeniden yapılmasıyla beraber, işaretlemenin ‘yaratıcı’ cephesi üzerindeki duruşudur, davranışın basit öngörüleri bu suretle imkânsız kılınır.  Anlamın ‘üst belirlenişinin’ klasik psikanalitik tanımı (Freud, 1999), bir yorumun diğerlerini engellemediği ve yapılabilir bir yorumun özne tarafından söylenebilecek olanları sınırlamayı veya sabitlemeyi amaçlamaması anlamına gelir.  
Lacan (1998) üç ‘kaydın’ birlikteliğini –Sembolik, İmajiner ve Gerçek- söylemin ‘içinde’ ve ‘dışında’ yatanların aralarındaki basit farklılıktan kaçınarak betimler. Sembolik ve İmajiner(Düşsel) arasındaki ilişkiye, söylemin nitelikleri olarak ikisinin de nasıl düşünüldüğünü göstermek amacıyla kısaca odaklanacağız (ve birazdan Gerçeğe döneceğiz). Sembolik olan L´evi-Strauss’un (1966) tarif ettiği aracılı sosyal değiş tokuşa oldukça düzgün bir şekilde karşılık gelirken, İmajiner olan daha ziyade Janus-yüzlü bir kavramdır. Bir taraftan ötekilerle narsistik ve rekabetçi özdeşleşmeler alanına bağlılığı vardır, bu bağlamda klinik psikanalistlerin ilgi alanıdır. Diğer taraftan benzerlik ve karşıtlık ilişkilerinin yapılandığı ve yeniden üretildiği belli bir etkileşim biçimi olarak işler ki bu aynı zamanda söylem analizinin işine yarar. Etkileşimin ‘düşsel’ açısının söylem analizi, antagonist konumları birbiriyle ilişkili tutan belli türlerdeki metinsel işlemleri seçip alacaktır.
Lacan’ın çalışmalarındaki psikanalitik kategorilerin söylem biçimleri halinde yeniden çalışılmasının aynı zamanda ‘bilinçdışının’ ne olduğunu nasıl kavramsallaştırdığımızla ilgili derin sonuçları vardır. Lacan’a göre dil bilinçdışının koşuludur. Bilinçdışı, özne konuşmaya ve ‘Öteki’nin söylemi’ olarak düşünmeye başladığı anda yapılandırılır (Lacan, 1979, s/ 131).  Bir metin parçasındaki özneye göre ‘bilinçdışının’ ne olduğunun analizi, o halde, bir şeyin söylendiği herhangi bir anda başka bir şeyin söylenemeyeceğini ya da söylenmeyeceğini varsayan ‘boşluk’ ve ‘deliklerin’ analizidir (keza bkz. Billig, 1999). İşte Lacan’cı söylem analizini, sadece var olanı yeniden tarif etmeyi amaçlayan ‘konuşma analizi’ biçimlerinden radikal şekilde farklı kılan budur (sözgelimi Antaki, 1994; Edwards, 1997). Lacan’cı söylem analizinde bilinçdışı, metinde yokluk (absence) işlevini gören şeydir.
Lacan’ın çalışmalarında detaylandırdığı yeni ve üretken kavram küçük a nesnesidir (objet petit a), bu kavrama da söylemin  kavramı olarak bakılabilir. Lacan ‘gerçekliği tamamen topolojik olan nesneden … bir çarpışmayla ortaya çıkan, analizde örmekte olduğun materyaldeki ahşap örme yumurtası- nesne a’dan bahseder  (Lacan, 1979, s/ 257). Bu birtakım çağrışımlar yapan tanımlamada dikkat çeken nokta, analizde konuşmacının etrafında dönüp durduğu ‘sebep’ olarak düşündüğümüz, tanımlanamaz ve büyüleyici bir şeyin rolüdür. Nesne empirik olarak gerçek değildir ama konuşmacının sadece empirik olarak var olan bir başka konuşmacıya indirgemeyecek şekilde hareket eden yönelimini incelemek te analitik olarak verimli bir alettir. Bu bağlamda, küçük a nesnesi söylem alanında yerçekiminin eşanlamlısıdır ve biz bunu, söylemin dışına gerçekte ne olduğunu belirlemek adına çıkmadan söylemdeki kalıpların izini sürmekte kullanabiliriz (keza bkz. Parker, 1998).
Lacan’ın çalışmalarında ‘belirlenme’(determination) üzerine açıklamalarını, eşzamanlı şekilde ‘faillik’ üzerine açıklamalar haline sokan can alıcı varsayımlar vardır. Bu ikisi ayrı değildir birbirlerinin karşı köşesinde de durmazlar. Bunun yerine anlamın üst belirlenimi aynı zamanda öznenin üst belirlenimidir ve özne için en ‘mahrem’ olan dışarıda olan şeydir. Söylemde öznenin bu mahrem dışı oluşu için Lacan’ın yeni kelimesi ‘dıştanlık’tır (extimacy), sembolik olan, bilinçdışı ve küçük a nesnesi öznenin içinde değildir, söylemin dışında değildir (Miller, 1986).  Özneye göre dışarıdadırlar ve özneye indirgenebilir değildirler ve bu, söylem analizinin teorik kavramlarıyla uyumlu oluşunun sebeplerinden biridir. 

4. Bilginin Rolü 
Lacan’a göre insan özneyi tanımlayan, dil sisteminin konuşmacı üzerindeki etkisiyle birlikte–Sembolik, İmajiner ve Gerçek- konuşma eylemidir. Psikanaliz konuşmanın etkilerine ve dilin özneyi kuran yöntemlerini çözme teşebbüslerine dayanır: ‘konuşma, yeni bir gerçeklikle hitap edilen kişiyi donatarak sahibini bağlar’ (Lacan, 1977, s/ 85).  Dilin özne için gerekli olan ötekililiği, bütün ‘analizleri’ söylem analizi haline getirir. Belirli ötekilerle –İmajinerin çizgisinden- konuşurken dil sistemi de aynı zamanda üzerimizde ve ötemizde işler ve bu, büyük Öteki’yle ilişkili konuştuğumuz Sembolik bölgede gerçekleşir: ‘Bu çerçevede Öteki bir varlık değil, öznenin söylemini geçerli kılma ve öznenin kendi öznel konumunu garantileme işlevidir’ (Georgaca & Gordo-López, 1995, s/166). Bunun kişinin konuştuğunda kendine haksız yere mal edebildiği bilgi açısından ve dil alanıyla yüzyüze kaldığında Ötekini suçladığı bilgi açısından sonuçları vardır; bu bizim her ifadede, psikoloji hakkında konuştuğumuz sırada dahil olmak üzere yüzyüze kaldığımız birşeydir (Malone, 2000).
Öznenin bilgiyle bir ilişki olarak söylemle ilişkisine dair bu açıklamasından yararlanmanın yolu, metinde bilginin farz edildiği noktaların izini sürmektir. Bu konuşmacıların ya da bir metindeki karakterlerin bilgiyi ‘farz edişleri’, örneğin otorite ve iktidarın yattığı farz edilen yeri işaretleyecektir. Herhangi bir konuşmanın gerekli bir işlevi olarak konuşanın Öteki’ne hitabının karşılığı, insan iletişiminin olmazsa olmazı yani hedef dinleyicisi, Öteki tarafından kendisine hitap edildiği hissidir. Althusser (1971) öznesine belirli bir konumdan seslenmekte ya da onu ‘çağırmakta’ olan ideoloji üzerine çalışmasını tanımlarken bu işlevi kullanır. Lacan’a göre bu, Öteki’nin tüm konuşmalardaki işlevidir, ‘Öteki benden ne istiyor?’ sorusunda (ki genelde üstü kapalıdır) toplanır (Lacan, 1977, s/ 316). 
Lacan’ın (1993) psikopatolojinin psikanalitik kategorilerini farklı klinik yapılar olarak –histeri, obsesyonel nevroz, psikoz ve perversiyon- ayrıntılandırması bu yapıların her birini dille ilişkili kılar (Miller, 1996; Soler, 1996). Bu durum söylem analizinin yazılı metinlerdeki yazarları veya karakterleri teşhis etmede bu yapıları kullanması gerektiği anlamına gelmez ama konuşma biçimlerinin söylemin yapısında işler halde bulunan ve içinde öznenin konumunu barındıran bir şeyi ortaya çıkarmak üzere analiz edilebileceği anlamına gelir (sözgelimi Quackelbeen, 1997). Her klinik yapı, bilgi ile ve Öteki’nin özneden ne istediği ile belli bir ilişki varsayar: obsesyonel nevroz stereotipik şekilde bağımlılığın erkeksi reddini; histeri, Öteki’ne yöneltilmiş bir suçlamayı; psikoz, ‘Ötekinin Ötekisinin’ işleri manipule ettiği gibi paranoyak bir duyguyu ve perversiyon, kendisini Öteki’nin hazzının bir aleti kılma çabasını sergiler (Fink, 1999).
Lacan (1991) ‘psikanalizin diğer tarafında’ adlı on yedinci seminerinde farklı söylemleri tanımlamanın değişik bir yolundan bahseder. Ana hatlarını oluşturduğu dört söylemin her biri, ‘fail’ olan konuşmacı ve konuşmacının kendisinin atfettiği bir tür ‘öteki’ arasındaki ilişkiden meydana gelir. Fail bir ‘gerçeklik’ biçimi tarafından desteklenir ve her söylemde fail ve öteki arasındaki ilişkinin belli türden bir ‘ürünü’ bulunur. Örneğin belli bir tür ‘sosyal bağ’ eksikliği olarak ‘histeriğin söylemi’, egemen (egemen işaretleyici) olarak konumlanmış bir ötekiden şikâyet eden ve ona meydan okuyan bir şeyleri eksik bir fail konuşmacıdan -burada ‘engellenmiş’ ($) özne olarak temsil edilmektedir-meydana gelir. Bu öznenin ‘gerçeği’, anlaşılamayacak ve de gitmesine izin veremedikleri bir şekilde onlara sebep olan bir şeydir (küçük a nesnesi). Bu şikâyet ve meydan okuma edimlerinin ‘ürünü’, bilgidir (S2). Şimdi aşağıda Lacan’ın seminerindeki diğer üç söylemi anlatacağız- egemenin söylemi, üniversite söylemi ve analistin söylemi.
Öznenin, ötekilerle ve de öznenin söylemini geçerli kılan bir ‘işlev’ olarak Öteki ile ilişkisine dair Lacan’cı bakış açısı, bireysel ‘klinik yapılar’ kategorizasyonuna kayma riski taşır. Özneyi ‘sorgulayan’ söylem tarzının herhangi bir analizi de aynı tehlikeyi taşır, çünkü özneye hitap edilme tarzı hakkında bir şeyler bildiğini varsayar ki bu, analistin bu metni okuma tarzından farklıdır ya da aynısıdır. Bunların retoriksel stratejiler ve sosyal bağlar olarak bir eleştirel söylem analizi biçimiyle sınırlandırmak aynı zamanda ‘siyasi’ projelerin ve bu projelerin dünyanın doğasına dair başvurduğu varsayımların analizinin yapılmasını gerektirir. Bu analiz ayrıca analistin konumuna dair reflektif bir analizi, Lacan’cıların ‘analize, analistin kendi direncinden başka direnç yoktur’ argümanında ısrar ettikleri bir şeyi gerektirir (Lacan, 1977, p. 235). 

5. Dildeki Konumlar
Lacan’cılar için dili, dil tarafından konumlandırılmadan üretmek ya da ona ulaşmak mümkün değildir ancak bu konumlar basitçe kişinin imgeleri tarafından belirlenmiş ya da farklı söylemler tarafından kurulmuş roller değildir (keza bkz: Parker, 1992). ‘Söylemler’ özne konumlarını bütünüyle tanımlamaz, ama özneyi bir diğeriyle ilişkili bir şekilde konumlandıran konuşma ediminin kendisidir. Bu konuşma edimi psikanaliz için çok önemlidir ve Lacan’ın, tekrarlanan klişe formülü dediği (clichéd formulae) ‘içi boş’ konuşmayla analizde öznenin gerçeği konuştuğunda ortaya çıkan ‘içi dolu’ konuşmayı ayırışı, Lacan’ın ‘Freud’a dönüşünün’ kilit noktasıdır  (Lacan, 2002).
Lacan’a göre söylenmiş bulunan şey, var olan anlamlandırma zincirlerinin dışına uzanmaz ama konuşan özneyi her zaman bu zincir içinde ‘kalmaya’ yönlendirir. Bu sebeptendir ki Lacan tekrar tekrar ‘bir meta dilin konuşulamayacağını’ savunur (Lacan, 1977, p. 311), yani konuşmanın mümkün olduğu ve belli türden bir konumu ima etmesi gerekmeyen dışsal bir nokta yoktur. Bu; konuşma için ekstra dilsel bir boyutun var olduğunu kabul etmenin basit bir reddiyesini güvence altına almak hiç değildir. Hiçbir meta dilin konuşulamayacağı argümanı, özellikle psikanalistlere, bir analizanın gerçekte ne dediğini analizan hakkındaki diğer bilgiler ışığında boşlukları doldurarak çalışabileceklerini hayal bile etmemeleri gerektiği uyarısı olarak yöneltilse de bunun klinik pratiğin ötesinde imaları vardır.  Lacan bu noktaya ‘Öteki’nin Ötekisi yoktur’u (Lacan, 1977, s/ 311) tartışırken bir başka şekilde değinir bu nokta yine, özne ile konuşan öteki olarak (ama iplerin elinde olduğu bir şey olduğu için değil) dilin kendisini ortaya koyuş şekline dikkatleri çekmektedir. 
Konuşma edimi özneyi, bir gerçeklik alanı açan konuşma edimi ile kendisi hakkında ötekine hitap eden olarak söylediği çeşitli şeyler arasında ikiye böler. Lacan buna ‘beyanla telaffuz arasındaki fark’a dayandırır (Lacan, 1979, s/ 139). Konuşma sürecinde bölünmüş öznenin bu teorik açıklanışı; genellikle söylem analistlerinin incelediği türden sanki ‘soyut bir işaret sistemiymiş’ gibi bir metin kuran karakterler ve konumlar dizilişi ile ‘somut durumlarda’ sözcelemlerin ‘üretilme’ süreci arasındaki analitik ayırım üzerinden yeniden çalışılabilir (Georgaca & Gordo-López, 1995, s/ 164).
Lacan için insan dilinin özelliklerinden biri, ‘mesaj gönderen kişinin, mesajının tersine çevrilmiş halini mesajın gönderildiği kişiden geri aldığı iletişimi’ mümkün kılmasıdır (Lacan, 1977, s/ 85). Lacan, analistin görevinin öznenin gönderdiği mesajı alıp, tersyüz edilmiş bir biçimde ‘gerçek işaretlemesiyle’ geri yollamak olduğunu iddia eder (Lacan, 1979,s/140). Bu görev analistin dışarıdan müdahalesi ile değil, dilin kendi doğası tarafından yapılandırıldığı için söylem analizi açısından ilginç sonuçları taşır. Bu fikrin bir metinde aramamızı söylediği şey, konuşma biçimlerinin bir yanıtı çağırma tarzıdır, yanıtın bu mesajı konuşmacıya sanki tersi gibi geri yollayabilmesi böylece orijinal mesajda gizlenmiş olan bir gerçeği açığa çıkarma tarzıdır.
 Öyleyse söylemin Lacan’cı analizi, sözgelimi, bir ‘meta dil’ içerisinden konuşmamayı ama her zaman metinle ilişkili refleksif bir konum almak gibi belirli bir ‘ahlâkî konum’ taşır. Öteki’yle ilişkili bir analizin temellendirilmesi; her iletişime, dinleyiciye yöneltilmiş ve tanınma ihtiyacı içerisinde olunan bir iletişim olarak bakmak demektir  (Lacan, 1992). Her bir konuşma edimini, diğerleri ve konuşmacı üzerindeki icracı etkileriyle birlikte bir söylem halinde örülme eylemi haline sokan işte budur. Lacan’cı kavramların analizanın açıklama yapıp gerçeği konuşabildiği klinik alandan, bir metnin yorumu üzerine dizginleri serbest bırakılmış bir ‘analistin’ olduğu söylem analizi alanına tercümesi, ortaya üzerine daha çalışılması gereken yeni ahlâkî sorunlar ve akademik pratik hakkında sorular çıkartır  (Parker, 2005b). 

6. Bakış açısının Açmazları
Söyleme Lacan’cı yaklaşımın, bizim araştırma ‘kriterleri’ olarak düşündüklerimiz üzerine birtakım sonuçları vardır. Bu yaklaşım kendini, araştırmada ‘üçgenleme’yi savunanların öne sürdüğü metnin daha zengin ve daha eksiksiz bir anlamasına ulaşma teşebbüsüne karşı duracak şekilde kurar (sözgelimi Banister, Burman, Parker, Taylor, & Tindall, 1994). Lacan’cı söylem analizinin metin okumasında çok daha farklı bir bakış açısına, bakış açısının açmazlarına odaklanan bir bakış açısına ihtiyacı olacaktır (Parker, 2005a).   
Lacan’cılar için analist ile analizan arasında bir yorum üzerine anlaşma olması fikri ‘İmajiner çizginin’ işlediğine işaret eder. Sadece ‘Sembolik çizgisini’ tutturmadaki analitik bir başarısızlığın değil aynı zamanda öznenin indirgenemez ayırdedici gerçeğinin görünmesine izin veren, etik bir yanlışın da sinyalini verir. Analistin ‘mutlak farklılık elde etme’ (Lacan, 1979, s/ 276) arzusu ister istemez anlaşmadan ziyade anlaşmazlık tarafından yapılandırılan bir analiz temsiline götürecektir. Metinde ne olup bittiğine dair genel bir bakış yerine anlaşmazlık noktalarının belirlenmesi gerekecektir. Lacan’cı psikanalizde, analizanın analiz hakkındaki ifadesine tanıklık kadar bu çalışmayı ‘geçerli kılmak’ adına bir araştırma projesinin parçası olarak bakılır  (Dunand, 1995), burada, buna maruz kalanların ifadelerinden nasıl bir söylem analizi inşa edeceğimizin çıkarımları vardır.
Bu teorik konumundaki zorluklardan biri, Lacan’ın üzerinde durduğu, cinsel farklılık kuruluşuyla ilgilidir. ‘Cinsel ilişki diye bir şey yoktur’ (Lacan, 1998, p. 12) ifadesi erkek ve kadınların işgal ettikleri farklı spesifik söylemsel konumlara dikkat çekmek için tasarlanmıştır, bu söylemsel konumları kültürel olarak kurulmuş konumlar olarak okuyabileceğimiz gibi ciddiye aldığımız farklılıklar olarak da okuyabiliriz (MacCannell, 1986). Maskulin ve feminen konuşma tarzları o halde, söylemin düzeni sebebiyle yapısal olarak uyuşmaz görünecektir. Bu yapısal farklılıkları analiz etme işi, eleştirel ve feminist araştırmaların bir parçası olarak söylem analizi için açıkçası önemli bir iştir (Frosh, 1994; Wilkinson & Kitzinger, 1995). Dahası Lacan’cı gelenek içinden cinsel ilişki yoktur demek ‘kesinlikle gerçeği tasvir etme teşebbüsüdür’ (Nasio, 1998, s/ 112). Bu bakış açısında farklı konuşma tarzları arasındaki çelişki, ‘gerçek’ olarak işleyecek bir kördüğüm olacaktır.
İnsan iletişimini mümkün ve imkânsız kılan kurucu ‘uzlaşmazlığa’(antagonism) Lacan’cı bakış ‘Gerçek’ için ayırt edici bir yaklaşım kurar, bunun akademik çalışmalar kadar siyasî sonuçları da vardır (Laclau & Mouffe, 1985). Lacan’ın (1998) geç dönem çalışmasındaki ifadesi, İmajiner ve Sembolik ile birlikte örülmüş üçüncü bir kayıt olarak Gerçek üzerinedir. Gerçek, söylemin ‘dışındaki’ bir âlemde belirlenebilir ve tarif edilebilir değildir ancak temsilin kırıldığı bir noktada, bir travma veya şok noktasında, bundan sonra konuşulabilsin diye üzeri hızla kapatılarak işleyen bir şeydir. Metinde, konuşulamayan bir şeye ‘temsil edilemeyen’ bir şeye işaret eden bu noktalar Gerçekle karşılaşma noktaları olarak yorumlanabilir ki bu da ‘söylem dışı’ bir şeye en yakın konuşabildiğimiz andır (Frosh, 2002, s/ 133).    
  Politik teori alanında Lacan’cı yazılardan birinin dediği gibi ‘ Söylemsel temsil alanı, dilbilimden genelde sosyale kadar uzanan bu alan, kendimizden mükemmel bir kimlik ortaya çıkarmadaki talihsiz tüm teşebbüslerimizde kurucu olandır’(Stavrakakis, 1999, s/52).  Buradan çıkacak sonuç, görüş açısının çıkmazlarından kurulu söylemin doğasına dair bir anlamanın, anlaşmazlığın bittiğinin üzerini örten bir girişimden ziyade gösterilmesi gerekenin bu anlaşmanın başarısızlığı demek olduğudur. Bir metni ‘doğru’ okumanın ne olacağını belirlemeye girişen varsayılan ‘kriter’ düzeyi kadar siyasî argüman düzeyinde de gerçekten, ‘daha kısmî, parçalı, tamamlanmamış, umulmadık ve düzeltilebilir bir siyaset ve akademik çalışma bakışı ’ gibi bir söylemsel çerçeveyle çalışmaya başlamamız gerekiyor (Wetherell, 1999, p. 405). Bakış açısının açmazlarıyla uğraşmak bunun Lacancı yoludur, psikolojideki niteliksel araştırmadaki kriter uygulamasına bu alanı açan dolayısıyla yasaklayıcı olmaktan çok daha yapıcı bir şekilde müsamahakar olacaktır (Parker, 2004).

7. Metinsel Malzemenin Yorumlanışı
Lacan’cı analiz ‘işaretlenenleri’, ‘işaretleyici’lerin altına ittirilmiş kavramlar olarak günyüzüne çıkarmayı amaçlayan bir yorumlama biçiminden kaçınır, bu aynı zamanda onun ‘hermönotik’ olmadığı anlamına gelir (Lacan, 1979, s/8). Bir metnin yorumlanması metnin ‘anlam ufkunu’ araştırmaz ama yine de yorumun üretiminden konuşmacıların iç dünyalarını pek fazla sorumlu tutmaz. Söylem analistinin burada refleksif konumu bir meseledir çünkü bir metne, benzer bir çerçeve olduğundan ‘anlayabileceğini’ düşünüp (veya hatta onu tanıdık gelen şeyin ayna karşıtı olarak tanımlayıp) hermönotik yaklaştığında bu, Lacan’cılara göre (metnin dışından yorumladığımızı hayal edersek) ‘İmajiner çizgideki’ duruşumuza ihanet etmek demektir. Analistin görevi ‘Sembolik çizgide’ çalışmak (metin alanı içerisinde çalışmak), metni bozarak ve dağıtarak açmak bu suretle de bizim için olanı da dâhil, tüm işlevlerini belirgin hale getirmektir.
Lacan analistin analizana bir yorum dayatmaya meyledebileceğinin farkındaydı. Bir ‘telkin’ biçimi olarak işleyen aktarım (transferans) yorumuna karşı ve analizi, analizanın egosuyla analistin egosu arasındaki özdeşleşmeyle başarılı bir sona taşıma çabasına karşı bizi uyarır (Lacan, 1979). Geç dönem çalışmalarında bu tip dayatılmış yorumlamalara, ‘egemen söyleminin’ bir örneklemesi olarak bakılır (sözgelimi Lacan, 1991) ve burada söylem analizinde yorumun dayatılmasından çıkarılması gereken bir ders vardır. Egemenin söyleminde analist diğer göstergelerle ilişki içerisinde bir egemen işaretleyici konumu varsayar ve bu ilişki (S1 S2) analistin yanılgısını, yani bu matema’da engellenmiş özne olarak temsil edileni ($) gizler.  
Lacan’ın bir başka uyarısı ki aynı zamanda söylem analizine refleksif bir ihtar olarak da düşünülebilir, analistin konumunun bilgi adı altında bir tür egemen olarak maskelenebileceğidir. Bir metni aydınlatmaya ya da o metinle alakadar sorular üretmek yerine okuyucuları ‘eğitmeyi’ amaçlayan bir söylem analizi biçimi, Lacan’cı terimlerle ‘üniversite söylemi’ içinde işlemektedir.  Bu söylemde, analist kendisini bilgi (S2) mekânında çalışan olarak konumlandırırken, belirli egemen göstergelere olan bağlılığını gizlemektedir. Analist burada, nedeni anlaşılmaz birşeyden (küçük nesne a olarak) tedirgin olan bir fail olarak katlanması gereken bilgiyi taşıyacaktır, sonunda hiç birşey bilmeyen, ‘men edilen özneler’($) üretecektir (Parker, 2001). Bu bağlamda, Lacan’ın (1991) dört söylemden biri olarak ‘analistin söylemi’ tanımlaması Lacan’cı söylem analizi çalışması açısından uygundur (Verhaeghe, 1995). Lacan’ın betimlemesi bilginin (S2), metni okumamızdaki teorik payandalar olarak oynadığı rolüyle ve de egemen göstergelerin (S1) okumanın bir ürünü olarak çıkışıyla çok yakından alakalıdır.  
Lacan’cı psikanalizi ciddiye almanın daha öte bir refleksif sonucu vardır çünkü bu analiz, her zaman, nesnesini belirli bir bağlamda üretmektedir: bilinçdışını isimlendirmek ‘ona sadece bir isim yakıştırmak, örneklerle destekleme eylemi değildir, ona bir istikrar sağlama ve bir yapı oluşturma eylemidir (Nasio, 1998, s/ 48). Bu argüman Lacan’ın, bilinçdışını Freud’un ‘icat’ ettiği argümanıyla tutarlıdır, herhangi bir psikanalitik söylem analizi biçimiyle çalıştığımız zaman bir şeyler ‘keşfetmekten’ ziyade isimlendirdiğimiz bir şeyi yeniden üretiyor ve değiştiriyoruz anlamına gelir. İşte Lacan’ı teorik psikolojide söylem analizi için en kuvvetli ve en yenilikçi kaynak kılan da budur.

Lacan’cı Söylem Teorisi ve Analizi
Bu makalede söyleme dair Lacan’cı yaklaşımın açıklamaları, kural koyucu olmaktan ziyade fikir verici olarak tasarlanmıştır. Psikolojide söylem analizini bir takım adımlara veya belirli yöntemsel esaslara bağlamak üzere çok fazla girişim olmuştur (sözgelimi Parker, 1992). Söylemin en esnek ve en açık nitelendirmeleri, söylemi ‘sosyal hayatı müzakere etme becerisi’ olarak tanımlayanlar olmuştur (Jaworski & Coupland, 1999, s/ 38). Konuşma analizinden yapı sökümüne kadar uzanan bir kategoriler sisteminin dayatılması, ki bunu yapmak mümkündür, sadece yeni sorular açmaya ve belirli süreçleri aydınlatmaya hizmet ettiğinde işe yaramıştır. Söylem analizindeki farklı eğilimler tarafından benimsenen siyasî tercihler –bizim bakışımızı sadece gerçekte ne söylendiğiyle sınırlandırmak veya okumalarımızı tarihsel bir bağlamda konuşlandırmak için- sadece ‘teknikle’ ilgili tartışmalar değildir. Eğer ki bu makaledeki ifadelerden çıkarılabilecek teknik öğeler varsa, bunların ayrıntılı bir şekilde açıklanması ve analizin her parçası için her sefer bir teminat verilmesi gerekmektedir (Frosh, 2002).    
Psikologların Lacan’ı basitçe benimsemesinden kaçınmamız gerektiğinden bahsetmiştim (Malone & Friedlander, 2000). Bunun kesinlikle, Lacan’ın çalışmalarından nelerin anlaşılabileceğinin önünü kesmesi gibi bir etkisi olacaktır. Daha da kötüsü açıkça tanımlanan ve yinelenebilir yöntemlerle şu an fiilen var olan psikolojinin çizgisine hapsetme tehdidinde bulunacaktır. Bu sebeple Lacan’ı okumak için kullanılan–alternatif bir psikolojinin tanıtımı, ve dil bilimsel yöntemlerin çıkartılması, psikanalitik teoriye başvurma gibi- belli stratejilerin tehlikelerine dair bu uyarılar, ciddiye alınması gereken farklı öğelere yapılan vurgular kadar önemlidir: Lacan’ın kendi çalışmaları, Lacancı gelenekteki klinik çalışmalar, Lacancı klinik gelenekle bağlantılandırılan kültürel analiz, ve analiz yapıldığı zaman her vakanın kendine özgülüğüne verilen önem (Rowan, 2001). Lacancı klinik pratiğe dair fikirlerin, metinleri eleştirel okuma alanına yapılan bu tercümesinde bir paradox vardır. Bu makalede yürütülen teorik işin bütün herşeyi açığa çıkaracağı nokta olarak iyi bir yapı sökümcünün çabucak fark edeceği küçük bir ikaz vardır: bir söylem analisti her ne zaman Lacan’ın çalışmasını kullanarak yazılı bir metni yorumlasa kendisi, analistten çok bir analizan olacaktır ama bu analizan metinde kendisine ait olmayan işaretleyiciler zinciriyle yüzyüze gelen bir analizandır.
Burada klinik psikanalizden bir başka ders daha vardır. Lacancılar tıpkı diğer psikanalistler gibi ‘vaka’lara atıfta bulunur, ama bilmek gerekir ki ‘vaka’ diye bir şey yoktur. Analiz ‘birebir’ yapılır analistin söylemi, parametrelerin neler olabileceği, neye göre yorumlanabileceği, neyin olup bittiği her zaman her yeni vakada dönüşmeye hazır olması gereken bir teorik açıklamayla desteklenir. İşte bu yüzden ‘vaka’nın her iyi tanımlaması aynı zamanda teorinin ayrıntılandırılmasıdır. Aynısı söyleme Lacancı yaklaşanlar için de geçerlidir.  Lacan’ın ve söyleme dair Lacancı çalışmaların her okuması, yeni bir metinle karşılaştığında o okumanın yeniden yazılmasını gerektirecektir. 

Kaynaklar

Adlam, D., Henriques, J., Rose, N., Salfield, A., Venn, C., & Walkerdine, V. (1977). Psychology, ideology and the human subject. Ideology & Consciousness, 1,5–56.
Althusser, L. (1971). Lenin and philosophy, and other essays. London: New Left Books.
Antaki, C. (1994). Explaining and arguing: The social organization of accounts. London: Sage.
Banister, P., Burman, E., Parker, I., Taylor, M., & Tindall, C. (1994). Qualitative methods in psychology: A research guide. Buckingham: Open University Press.
Benvenuto, B., & Kennedy, R. (1986). The works of Jacques Lacan: An introduction. London: Free Association Books.
Billig, M. (1999). Freudian repression: Conversation creating the unconscious. Cambridge: Cambridge University Press. 
Bird, J. (1982). Jacques Lacan—the French Freud? Radical Philosophy, 30, 7–14.
Bracher, M. (1993). Lacan, discourse and social change: A psychoanalytic cultural criticism. Ithaca, NY/London: Cornell University Press.
Burkitt, I. (1991). Social selves: Theories of the social formation of personality. London: Sage. 
Burr, V. (1995). An introduction to social constructionism. London: Routledge. 
Derrida, J. (1978). Writing and difference. London: Routledge & Kegan Paul. 
Derrida, J. (1981). Positions. London: Athlone. 
Dews, P. (1995). The limits of disenchantment: Essays on contemporary European philosophy. London: Verso. 
Dunand, A. (1995). The end of analysis (II). In R. Feldstein, B. Fink, & M. Jaanus (Eds.), Reading seminar XI: Lacan’s four fundamental concepts of psychoanalysis (pp. 251–256). New York: State University of New York Press. 
Edwards, D. (1997). Discourse and cognition. London: Sage. 
Feldstein, R., Fink, B., & Jaanus, M. (Eds) (1995). Reading seminar XI: Lacan’s four fundamental concepts of psychoanalysis. New York: State University of New York Press.
Feldstein, R., Fink, B., & Jaanus, M. (Eds) (1996). Reading seminars I and II:Lacan’s return to Freud. New York: State University of New York Press.
Fink, B. (1995). The Lacanian subject: Between language and jouissance. Princeton, NJ: Princeton University Press. 
Fink, B. (1999). A clinical introduction to Lacanian psychoanalysis: Theory and Technique. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Forrester, J. (1980). Language and the origins of psychoanalysis. London: Macmillan. 
Foucault, M. (1976). Discipline and punish: The birth of the prison. London: Allen Lane. 
Foucault, M. (1981). The history of sexuality: Vol. I. An introduction, Harmondsworth: Penguin. 
Freud, S. (1999). The interpretation of dreams. Oxford: Oxford University Press. 
Frosh, S. (1994). Sexual difference: Masculinity and psychoanalysis. London: Routledge. 
Frosh, S. (2002). After words: The personal in gender, culture and psychotherapy. London: Palgrave.
Georgaca, E. (2001). Voices of the self in psychotherapy: A qualitative analysis. British Journal of Medical Psychology, 74, 223–236.
Georgaca, E. (2003). Exploring signs and voices in the therapeutic space. Theory & Psychology, 13, 541–560.
Georgaca, E., & Gordo-L´opez, A. J. (1995). Subjectivity and ‘psychotic’ discourses: Work in progress. THERIP Review, 1, 163–183.
Gough, B., & McFadden, M. (2001). Critical social psychology: An introduction. London: Palgrave. 
Harr´e, R., & Secord, P.F. (1972). The explanation of social behaviour. Oxford: Blackwell. 
Henriques, J., Hollway, W., Urwin, C., Venn, C., & Walkerdine, V. (1984). Changing the subject: Psychology, social regulation and subjectivity. London:Methuen. 
Hepburn, A. (2003). Critical social psychology: An introduction. London: Sage. 
Hollway, W. (1989). Subjectivity and method in psychology: Gender, meaning and science. London: Sage. 
Hook, D. (2001). Discourse, knowledge, materiality, history: Foucault and discourse analysis. Theory & Psychology, 11, 521–547.
Jakobson, R. (1975). Two aspects of language and two types of aphasic disturbances. In R. Jakobson & M. Halle, Fundamentals of language (pp. 67–96). The Hague: Mouton.
Jaworski, A., & Coupland, N. (Eds). (1999). The discourse reader. London: Routledge.
Lacan, J. (1977). ´ Ecrits: A selection. London: Tavistock. 
Lacan, J. (1979). The four fundamental concepts of psycho-analysis. Harmondsworth: Penguin.
Lacan, J. (1991). The other side of psychoanalysis: The seminar of Jacques Lacan,book XVII 1969–1970. Unpublished ms.
Lacan, J. (1992). The ethics of psychoanalysis 1959–1960: The seminar of Jacques Lacan book VII. London: Routledge.
Lacan, J. (1993). The psychoses: The seminar of Jacques Lacan, book III 1955–1956. London: Routledge.
Lacan, J. (1998). On feminine sexuality, the limits of love and knowledge, 1972–1973: Encore, the seminar of Jacques Lacan, book XX. New York:Norton.
Lacan, J. (2002). The function and field of speech and language in psychoanalysis. In ´ Ecrits: A selection. New York: Norton. 
Laclau, E., & Mouffe, C. (1985). Hegemony and socialist strategy. London: Verso. 
L´evi-Strauss, C. (1966). The savage mind. London: Weidenfeld & Nicolson. 
MacCannell, J.F. (1986). Figuring Lacan: Criticism and the cultural unconscious. Beckenham: Croom Helm. 
Macey, D. (1995). On the subject of Lacan. In A. Elliott & S. Frosh (Eds.), Psychoanalysis in contexts: Paths between theory and modern culture (pp. 72–86). London: Routledge.
Malone, K.R. (2000). Subjectivity and the address to the Other: A Lacanian view of some impasses in theory and psychology. Theory & Psychology, 10, 79–86.
Malone, K.R., & Friedlander, S.R. (Eds.). (2000). The subject of Lacan: A Lacanian reader for psychologists. New York: State University of New York Press.
Mather, R. (2000). The foundations of critical psychology. History of the Human Sciences, 13, 85–100.
Miller, J.-A. (1986). Extimit´e. In M. Bracher, M.W. Alcorn, Jr., R.J. Corthell, & F. Massardier-Kenney (Eds.), Lacanian theory of discourse: Subject, structure andsociety (pp. 74–87). New York: New York University Press.
Miller, J.-A. (1996). An introduction to Lacan’s clinical perspectives. In R. Feldstein, B. Fink, & M. Jaanus (Eds.), Reading seminars I and II: Lacan’s return to Freud (pp. 241–247). New York. State University of New York Press.
Nasio, J.-D. (1998). Five lessons on the psychoanalytic theory of Jacques Lacan. New York: State University of New York Press.
Nobus, D. (2000). Jacques Lacan and the Freudian practice of psychoanalysis. London: Routledge.
Parker, I. (1992). Discourse dynamics: Critical analysis for social and individual psychology. London: Routledge.
Parker, I. (1997a). Discourse analysis and psycho-analysis. British Journal of Social Psychology, 36, 479–495.
Parker, I. (1997b). Psychoanalytic culture: Psychoanalytic discourse in western society. London: Sage. 
Parker, I. (Ed.). (1998). Social constructionism, discourse and realism. London: Sage.
Parker, I. (2001). Lacan, psychology and the discourse of the university. Psychoanalytic Studies, 3, 67–77. 
Parker, I. (2003). Jacques Lacan, barred psychologist. Theory & Psychology, 13, 95–115. 
Parker, I. (2004). Criteria for qualitative research in psychology. Qualitative Research in Psychology, 1, pp. 95–106. 
Parker, I. (2005a). Qualitative psychology: Introducing radical research. Buckingham: Open University Press.
Parker, I. (2005b). Lacanian ethics in psychology: Seven paradigms. In A. Gulerce, A. Hofmeister, J. Kaye, G. Saunders, & I. Staeuble (Eds.), Theoretical Psychology. Toronto: Captus Press.
Parker, I., & the Bolton Discourse Network (1999). Critical textwork: An introduction to varieties of discourse and analysis. Buckingham: Open University Press. 
Potter, J., & Wetherell, M. (1987). Discourse and social psychology: Beyond attitudes and behaviour. London: Sage.
Quackelbeen, J. (1997). The psychoanalytic discourse theory of Jacques Lacan: Introduction and application. Studies in Psychoanalytic Theory, 3, 21–43.
Rabat´e, J.-M. (2001). Jacques Lacan: Psychoanalysis and the subject of literature. London: Palgrave.
Rowan, A. (2001). Logic and the clinical case: A Lacanian commentary on ‘poor girl’. European Journal of Psychotherapy, Counselling and Health, 4, 189–194.
Sarup, M. (1988). An introductory guide to post-structuralism and postmodernism. Hemel Hempstead: Harvester Wheatsheaf.
Saussure, F. de. (1974). Course in general linguistics. London: Fontana.
Soler, C. (1996). Hysteria and obsession. In R. Feldstein, B. Fink, & M. Jaanus (Eds.), Reading seminars I and II: Lacan’s return to Freud (pp. 248–282). New York. State University of New York Press.
Stavrakakis, Y. (1999). Lacan and the political. London: Routledge.
Thurston, L. (Ed.). (2002). Re-inventing the symptom: Essays on the final Lacan. New York: Other Press.
Verhaeghe, P. (1995). From impossibility to inability: Lacan’s theory on the four discourses. The Letter, 3, 76–99. 
Wetherell, M. (1999). Beyond binaries. Theory & Psychology, 9, 399–406. 
Wilkinson, S., & Kitzinger, C. (Eds). (1995). Feminism and discourse. London: Sage.
Willig, C. (Ed.). (1999). Applied discourse analysis: Social and psychological interventions. Buckingham: Open University Press. 






Jacques Lacan, Men Edilen Psikolog

Jacques Lacan, Men Edilen Psikolog
Ian Parker
Theory and Psychology  2003 Vol. 13 (1) : 95-115
Çeviri: Sibel A. Arkonaç

ÖZET:
……..
Psikoloji ile psikanaliz arasındaki kayıp tarihî bağları tamir etmek üzere bir dizi yeni teşebbüsü oldu, Jacques Lacan’ın bu çalışması (1901-81) psikologlara hitap edebilecek alternatif bir, analitik geleneği giderek başlatmaktadır. Bazı durumlarda psikolojiden Lacan’ın çalışmasına kaynak olarak bir ulaşım var (Frosch,1997) keza çok daha doğrudan Lacancı uygulamaya dahil olanların bu gediği kapatma teşebbüsleri de vardır (sözgelimi Malone ve Friedlander, 2000). Bununla birlikte psikoloji ile psikanaliz arasındaki bu yenilenmiş iletişimde, Lacan’a başvuru şekli büyük ölçüde yanlış yapılmaktadır. Bu yol, Lacan’ın psikologlara, insan öznesi hakkındaki varsayımları ve insan öznesiyle yaptıkları hakkında gerçekte söylemek zorunda kaldığı şeylerin imgesel yanlış anlaşılmasına göz yumma riski taşımaktadır.
Lacan ilk psikiyatrist olarak (ve hayatının geri kalanındada bu şekilde çalışmıştır) daha sonra 1930’larda Paris’te psikanalist olarak eğitim görmüştür. Teorik konular (özellikle Amerikan ‘ego psikolojisi’nin gelişimi hakkındaki) anlaşmazlıkları ve uygulamaya dair (özellikle de kısa ve değişen uzunluklardaki analiz seanslarına dair) soruları onun en sonunda Uluslararası Psikanaliz Derneğinden- International Psychoanalytic Association (IPA) analist eğitmemesi gerektiği ile çıkartılmasına yol açmış, ‘aforoz’ edilmiştir. 1981’deki ölümünden beri Lacancı yönelim, çoğunluğu Latin ülkelerinde yoğunlaşan dünyadaki analistlerin yaklaşık yarısının uygulaması hakkında malumat verecek kadar gelişmiştir. Psikanalizin bu yamuk coğrafi yayılımı, Lacan’ın katkılarını hala sık sık inkâr eden Amerika temelli IPA’nın teşebbüslerini kolaylaştırmaktadır.
Bu makale bu meseleye belirli bir duruşla hitap etmektedir. Konuştuğum yerden ve hitap ettiklerimle bu soru, bu bağlamda, özellikle çok önemlidir çünkü psikologlar araştırmacı olarak, araştırmaya dahil olanların öznelliklerine dikkati genellikle dışlayan bir bilim modeli ile çalışırken Lacan için (1986/1992) ‘psikoloji…bir maskeden başka birşey değildir ve hatta bazen kendi eylemlerimize dair problemlere odaklanma çabasının gerekçesidir (s.19). Benim eğitimim, disiplin içinde ‘eleştirel’ görüş açılarıyla çalışan, disiplin dışında psikanalizle çalışan akademik bir psikologtur. Bu makale öncellikle Lacan’ı merak eden ama hakkında pek fazla birşey bilmeyen psikologlara yöneliktir, bu şu demektir bu argüman, öznelliği, ‘psikolojik’ bir şeyi yeniden şekillendiren bir dili edinme riskine halihazırda girmektedir. Lacan’ın kavramlarını psikolog dinleyiciler için anlaşılır hale getirme çabası böylelikle tam da bu makalenin etrafında dolanıp durduğu problemi; Lacan’ın psikolojiyle uyuşabileceği düşüncesini yerine getirebilir.
Bu makalenin amacı Lacan’ın, psikolojinin geleneksel olarak çalıştığı insan yaşantısı alanlarına nasıl yaklaştığını yeniden gözden geçirmektir. Buradaki argüman, Lacan’ın, bazı sempatik yazarların yapacağı gibi, disiplini geliştirebilecek yeni bir psikoloji versiyonuyla ilgilenmediği tersine konuyla psikolojiye alternatif olarak ilgilendiğidir; Lacan (1975/1988) ilgilendiği kadarıyla ‘psikolojinin kendisi, insanoğluna dair yanlış bir bakış açısıdır’(s:278). Lacancı psikanaliz, kapalı tek bir sistem vermek yerine genellikle psikolojik ‘fenomen’ olarak anlaşılan hakkında tamamen farklı şekilde düşünmemize yardımcı olacak bir dizi teorik çerçeve sağlar. 
Bu iki sebepten ötürü çok önemlidir. Birincisi Lacan’ın çalışmasını akademik psikoloji ile bağdaştırmaya çalışan her teşebbüs, mecburen Lacan’ın çalışmasında belli bir tarzda bozulmaya yol açmaktadır. Bir problematik üzerinde yoğunlaşan Lacancı çalışmanın kısa bir değerlendirilişi onun kriptolu yazısını ve yazıya dökülmüş seminerlerini daha ulaşılabilir kılsa da, bu ulaşılabilirlik anlamayı kolaylaştırdığı göründüğü sırada aynı anda bir anlam kaybına yol açar. Kişinin bir argümanı, bir metni ya da  bir başka kişiyi hemen ‘anladığı’ izlenimi; Lacancı terimlerle halihazırda orada görmeyi beklediğimiz, diğerinin bizim için ne olduğundan çok kendimizin ne olduğuna daha fazla borçlu olduğumuzu bildiğimiz ya da daha doğrudan söyleyecek olursak ‘yanlış bildiğimiz’ aynalama süreciyle yönetilen ‘imajiner’ eksende kalır (Lacan, 1949/1977a). İkincisi Lacan’ın eğitim ve yazıları, Amerika Birleşik Devletleri psikanalizinde baskın olan, kişiyi topluma intibak ettirme gayretinden de belli olan, psikoloji uzmanlarının doğruluk iddialarını ve teşebbüslerini sorgulamasıyla ilişkilidir. Lacan’ın (1956/1977b)‘Birleşik Devletlerdeki bu psikanaliz kavramı; bireyi sosyal çevreye intibak ettirmeye, davranış kalıplarını aramaya ve ‘insan mühendisliği’ kavramında kastedilen nesneleştirmeye meylettirmiştir‘(s.38) bu argümanı, görünürde ‘psikanalitik’ ego psikolojisi kadar Batı psikolojisi ile de ilişkili gibi görünmektedir ( Ingleby,1985).
Öyleyse hem ‘anlama’ hemde ‘intibak’ Lacan için lanetlidir ve herbiri yeniden sorgulanmaya ve yeniden düşünülmeye muhtaçtır. Lacan bir psikolog değildi, bir psikolog gibi de düşünülmelidir. Makalenin sonuna doğru Lacan’ın ‘men edilmiş bir psikolog’ olarak daha iyi nitelendirileceğini ve eğer varsa psikolojiye teklifinin, psikologların ne olduğu ve neler yaptıklarına dair varsayımlarının üzerini açmamıza ve üzerlerinde düşünmemize yardım edecek birşeyler olduğunu göstereceğim. Psikologların yapıp ettikleri bir teoriler ve uygulamalar sistemi tarafından yapılandırılmıştır, psikolojideki tutarlılığı disipliner bir cihaz gibi sağlayan bu sistemdir (Rose, 1985). Çalışacakların çoğu için bu disipliner cihaz kendini önce bir ‘ders programı’ olarak gösterir. Bu sebeple bu makale, İngilizce konuşan dünyadaki lisans öğrencileri için müfredatın esasını oluşturan, değişik psikoloji alanlarına değinmekte sonrasında Lacan’ın yaptıklarıyla değişik tarzlarda meşgul olan psikologların önerilerini gözden geçirmeden önce bu bireyin daha genel kavramlaştırmalarına dönmektedir.

Bireysel Bilişsel Psikoloji
Ana akım Anglo-Amerikan psikolojisi (ki gündem büyük ölçüde Amerikan giriş kitapları ve dergileri ile kurulmaktadır, İngilizce konuşan dünyada bu disiplini biçimlendiren derin bir etkisi var) şimdi ‘malumat işleyicisi’ insan modeli ile desteklenmektedir (Lindsay ve Norman, 1972). 1950’lerdeki içsel zihinsel halleri reddetme eğilimindeki Pavlovcu ve Watsoncu davranışçılığa tepki, ‘bilişsel bilimin ‘gelişmesine ve en azından gizil ama sık sık açık sayısal işlemli metaforlarla yönetilen hafıza ve problem çözme araştırmalarına yol açtı (Winograd ve Flores, 1987). Kafanın içinde olup biten süreçleri ele geçirmek üzere düzenlenmiş olan bu odak kayması, gitgide psikolojinin ne olması gerektiğini tarif etmeye başladı. Hatta Skinnerci radikal davranışçılık ile bilişi birimlere ayrıştırılmış ve yayılmış olarak ele alan tanımlar gibi alternatif yaklaşımlar bile bu malumat işleme modeline referansla iş görmeye başladı (Fodor, 1983).
Psikanalistler bu modeli ‘ego psikolojisinin’ bir versiyonu olarak tanıyacaklardır (sözgelimi Hartmann,1939/1958) çünkü burada bu modele, sanki bütün halinde işleyen, ama beceri hatası, hatalı işlem ve tamamlanmamış heuristikler gibi kavramların hep eşlik ettiği bağımsız merkezî bir yönetim süreçine dair güçlü varsayımlar vardır. Zihin, kişilik ve sosyal beceriler üzerine psikolojik çalışmalar bu durumda modeli verili kabul etmekte, tipik bir şekilde yetersiz işleyişlerde bilişsel-davranışsal tedaviler için tavsiyeyle sonuçlanmaktadır  (sözgelimi Trower, Bryant ve Argyle, 1978). Burada psikoloji; aklın kuşatılmış tek bir katiyet noktasından şüphesiz kendi üstünlük şartı olarak işlediği, beden ile düşünme arasında gerekli bir ayırıma dair düalist bir Kartezyen görüşü edinir. Lacan’ın çalışması bireye dair bu bilişsel modele, burada kısaca dördüne değinebileceğimiz bir dizi soruya boğar.
Dilde Düşünce
Birincisi, Lacan’ın düşünmekten anladığı dilin içinde işleyen birşeylerdir dolayısıyla düşünme kişisel ve ve bireysel birşey olmaktan ziyade sosyal ve kamusal bir faaliyettir. Lacan için (1981/1993) ‘düşünce dilde eklemlenen bir şeydir’ (s.112). Bu; ‘düşünceyi’ kafanın içinde meydana gelen dolayısıyla mecburen dilin dışında olması gereken bir şey olarak araştırmak, onu yanlış yerde aramak anlamına gelir, aynı zamanda dilde düşünceye dair Lacancı anlayış, iletişimin sanki bir kafadan diğerine şeffaf bir araçla ki bu aracın dil olduğu varsayılır, düşüncenin aktarılması olduğu (Shannon ve Weaver, 1949) kavramının reddine zorunlu olarak yol açmaktadır. Dilin kendisinin bu biçimsel yapısı keza iletişimin içeriğini özneden bağımsız işleyen içsel ilişkiler yoluyla kurar. Paylaşılan sosyal süreçlere bu şekilde odaklanarak Lacan’ı burada, Rus action teorisi ve Amerikan etnometodolojisini yanına çeken uygulamalı-practical biliş’ üzerine çalışması ile bağlantıya geçirmek mümkün olabilir (sözgelimi Lave,1988). Bu şekilde Lacanla aralarında bir köprü kurmak mümkün görülebilir.
Ama böyle bir çalışmada eksik olan bilinçdışına dair bir açıklamadır ki bir psikanaliz biçimi olarak Lacancı bir çalışma için bu tabii ki son derece önemlidir. Bununla birlikte Lacan için bilinçdışı, bilişsel olarak tasarlanan çeşitli ‘savunma mekanizmalarıyla’ farkına varılması önlenen, ‘bilinç dışı düşünce’ ile eş değer değildir. Bilinçdışı bebek bireyler olarak kavrayışımızın ötesinde yatan, yapılandırılmış bir anlam alanı olan dil dünyasına girdiğinde üretilir. Diğerleriyle bir iletişim kanalı yarattığı anda bizi yabancılaştıran bu dil, sembolik bir alan halinde, söylemde yapılandırılmış ‘işaretleyiciler’den oluşur. Bu Lacan’ın ‘sembolik düzen’ olarak adlandırdığı şeydir, bu yüzden sembolik düzen kelimelerimize verilen anlamı belirler ve üzerinde ustalaşamadığımızda doğan eksiklik hissini belirler. Bu sembolik düzen bize her zaman ‘öteki’dir dolayısıyla Lacancı bilinçdışı kavramı, ‘Ötekinin söylemidir’; ötekinin yeridir, bireyin (etnometodolojik bir terimle) iletişimsel faaliyet alanı olduğu kadar bireyin bilişsel ‘beceri’ alanıdır. ‘Uygulamalı bilişe’ kayış (Lave,1988) insan öznesindeki bilinçdışı alan olarak bu sembolik düzenin rolünü ve etkilerini açıklamaya yetmez. Bu bakımdan Lacan’ın dille ilişkili ‘biliş’ açıklaması, psikolojik olarak bilinen herşeye garip gelir.
Anlama ve Hafıza
İkincisi, mekanizma sorularından anlama sorularına bir kayış var. Burada Lacan bazen, dünyadaki şeylerin özneye anlam ifade etme yollarının fenomenolojik bir tasvirini çalıştırır.  İlk çalışmalarında, insanoğlu ile insanoğlunun Heidegger’e (1928/1962) çok yakın ‘Varlık-Being’ le ilişkisine dair bir görüşü ayrıntılandırdığı, dolayısıyla da psikolojide hermenötikle bir mukayeseyi mümkün kılan nokta burasıdır (Packer,1985). Bununla birlikte bu Heideggerci ‘Dünya içindeki varlık’ açıklaması Lacan’ın eklemesiyle teorik olarak dönüştürülmüş, bu sebeple önüne geçilemez  biçimde tersyüz olmuştur. Lacan’ın dediği gibi (1981/1993) ‘hatırlama mecburen sembolik düzen içinde meydana gelir’ (s.104). Bu sembolik düzen bir boşluk sağlamaktadır ya da Heideggerci terimlerle özne için bir ‘açıklık alan’ sağlamaktadır, ama işaretleyicilerin düzenlenmesi öznenin kavrayışının dışındadır, ötekinin söylemindeki bu işaretleyiciler -bilinçdışı olarak- öznenin hep birşeylerden eksik  kaldığını ve kalacakları duygusunu belirler. Lacan için (1981/1993) ‘yeniden hatırlama - ki bir izlenimin canlanmasıdır- tarihsel süreklilik halinde düzenlenir’(s.111).
Bunun bir neticesi Lacan’ın radikal derecede farklı déjà vu açıklamasında görülebilir. Bilişsel açıklamalar sinirsel yollardaki gecikmelere dair sözgelimi neden insanların halihazırda görmüş olduklarını görüyor olduklarını açıklamak için fizyolojik açıklamaların desteğini alır, halbuki Lacan için (1981/1993):
Déjà vu bir ortam, daha önceden baştan sona yaşanmış ama unutulmuş benzer sembolik ortamlar üreten dopdolu bir sembolik anlamla yaşandığında, öznenin tüm ayrıntılarını anlamadan, tekrar baştan sona yaşandığında ortaya çıkar. Özneye bunu, şu anı, sahneyi daha önce görmüş olduğu izlenimini veren budur (s.112).
Lacan’ın çalışmasında fenomenolojik açıklamayı sık sık çağrıştırmakla birlikte hafızanın bu sembolik düzenlenişi, anlam yaşantısını oldukça farklı kılmaktadır, işaretleyicinin mantığına mutlaka uyması gereken birşey kılmaktadır. ‘Anlamayı’ kendi kendine yeten, sembolik olandan bağımsızmış gibi görmek Lacancı terimlerle, anlamayı yaşantının imajiner (farazi) düzeninden saymak olacaktır. Bize ‘anlama’ ve ‘iletişim’ duygusu veren bu imajiner alan çok önemlidir ama Lacan’ın sembolik düzende bilinç dışını Ötekinin söylemi olarak tarif edişi bu imajiner alanın yanıltıcı olduğu kadar, insan öznesinin ne olduğu ve nasıl özne haline geldiğine dair herhangi bir bilimsel açıklama inşa etmek için de oldukça yanlış bir zemin olacağını ortaya çıkarmaktadır. Öyleyse ‘hafıza’ denilen fenomen, öznenin dışındaki bir diğer bilişsel fenomendir ve bu sebeple ‘psikolojik’ araştırmaya uygun değildir.
Cogito ve Beden
Üçüncüsü, Lacan Kartezyen cogito’yu; düşünme ve varlığın birbiri ile ilişkili şekilde işlediği ama aynı noktadan hareketle işlemeyecek şekilde yerinden eder. Bilişsel psikolojinin insan düşünmesinin doğasına dair anlayışının, aynı zamanda insan olmanın ne anlama geldiğine dair içgörü olduğu varsayımına açık bir şekilde meydan okur. Bu durumda, Lacan’ın düşünme ile varlık arasındaki ilişkiye dair formulasyonlarından biri ‘sanırım olmadığım yerdeyim dolayısıyla düşünmediğim yerdeyim’-I think where I am not, therefore I am where I do not think’  (Lacan,1957/1977d s.166). İnsan öznesi herhangi bir tam bir mevcutlu oluş, yada benlik kimliğinden ayrılmış ondan ‘men edilmiş’ gibi görülür, Bu ayrılmış özne Lacan tarafından S işareti kullanılarak, ‘men edilmiş özne’ haline sokulur. Öznelliğin bu bölünmüş doğası bilişsel psikoloji için beden ve bilinçin dışında bulunan zihinsel faaliyetle baş etmede iki mesele ortaya çıkarır.
Lacan ‘Varlığı’, Heidegger’in (1928/1962) tarif ettiği gibi Ötekinin alanında bilinçdışı olarak yeniden yorumlar, bu yeni yorumdan, bedenden ayrılamaz ama her zaman olduğu üzere sembolik faaliyetle ilerleyen bir ‘düşünme’ açıklaması geliştirir. İnsanoğlunun ‘varlık’la ilişkisi üzerine Heideggerci yansımaların bilhassa Lacan’ın ilk çalışmasında görülen kullanımı, öznelliğin, düşünmenin genellikle bilişsel açıklamalarda keza cismani açıklamalarında işlediği varsayılan merkezinden kaymış bir öznellik açıklamasına yol açmaktadır(Richardson,1980). Böyle bir cismanileşmiş bir düşünme kavramlaştırmasını, ‘yapay zeka’ (artificial intelligence-AI) çalışmalarının birincil hedefi olarak alınan felsefe içersindeki bilişsel psikoloji eleştirileriyle bağlantıya geçirmek ondan sonra mümkün olacaktır.Heidegger’in (1928/1962) bu gibi çalışmalarda sözgelimi bilgisayarların ‘zekâya’ doğru bir şekilde yakıştırılabilmesi için bedene ihtiyaçları olacağı iddiasında etkisi önemlidir (Dreyfus,1967). Ama Lacan’ı bu eleştirilerden ayrı kılan, beden ile ‘Varlık’ arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlayışıdır. Yapay zekâda ana akımdan ‘cismanileşmeye’ dönüş bu problemi çözmeyecektir çünkü Lacan için beden de radikal biçimde özneden ayrılmıştır (decentered). 
Bedene, düşünmenin gerçekten cereyan ettiği ‘Varlık’ alanı olmasından ziyade, ‘gerçek’ temeli sembolik faaliyetten geçmesi gereken olarak bakılır (Soler,1995). Öyleyse Lacan için her zaman bu üç ‘sembolik’, ‘imajiner’ ve ‘gerçek’ düzenin, karmaşık karşılıklı bir dolaşımı vardır. Bu, insanoğlunun ‘semptomları’ olmasını mümkün kılan bilinçdışı olduğu kadar Ötekinin alanında bir aracı olarak da düşünmenin, beden vasıtasıyla cismanileşmiş özelliğidir. Konversiyon histerisi sözgelimi bedenin kısımları işaretleyicilere -psikanalitik vaka geçmişlerinde klasik semptomlardır-döndüğünde ortaya çıkar, insan özneler bunlar (işaretleyiciler) vasıtasıyla konuşur, başka türlü konuşması mümkün değildir. Bilişsel psikolojinin anladığı ‘biliş’ faaliyetinin yeri, psikologların içinde teorik çerçevelerini tarif edebilecekleri ya da olmasını umdukları yerden çıkartılmıştır.
Biliş ve Semptom
Dördüncüsü Lacan’a göre egoya, öznenin kendi bedenini ve ruhunu incelediği ayrıcalıklı bir duruş sağlandığı varsayılmaz sözgelimi bu egonun, avantajlı bir yer sağlayabilecek, ego psikologlarının tarif ettiği ‘çatışmasız bir alanı’ yoktur. Burada ego psikolojisi, ilkelerini bilişsel psikolojinin sağladığı var sayılan duyum ve algı tarifleriyle birleşir ama Lacan bu varsayılanlarla taban tabana zıttır. Kesin gözüyle bakmak yerine bu, bilinç ve ilişkilere nesnel bir giriş noktası olarak, ego imajı, incelenmesi yakından bir analize taabi tutulması su götürür birşeydir. Lacan için (1975/1988):

…Bu ego psikolojisinin yaptığı her ilerlemeyi şöyle özetlemek mümkün- bu ego tıpkı bir semptom gibi yapılandırılır. Meselenin özünde sadece ayrıcalıklı bir semptom var, mükemmel insan semptomu, insanın zihinsel hastalığı (s.16)

Egonun bir semptom olduğu iddiası, bu öznenin psişik tutumunda bunun nasıl belirgin hale sokulacağının bir açıklamasını ve yorumunu yapmaya davet etmek demektir.
‘Bilişe’ dair psikolojik modeller; kültüre özgü telefon konuşması bağlantılarını, dosyalama sistemine dair imajları, şimdilerde giderek artan bir şekilde bilgisayar disk yönetimini ve bu faaliyetlerle Batı kültüründeki özneler için incelikli işlenmiş benlik ve düşünme duygusu arasındaki yaşantısal salınımı esas alır. Bu modellerin kendileri gözlenir davranışın yüzeyinin altında, kafanın içinde olanın doğru bir yorumu olmasından çok, gündelik hayatta psikopatolojik birşeyin ifadesidir, bu modeller her ne kadar  bozuk olsa da çağdaş öznelliğe özgü birşeyle iletişir (Parker, 1997a). Bu anlamda bunların ‘semptomatik’ oldukları söylenebilir bu sebeple bilişsel psikolojinin başlangıç noktası olarak aldığını Lacan problemin bir parçası olarak görür.
Zihinsel fenomenlere dair bilişsel açıklamalara karşı bu radikal karşıtlığın, Lacanı radikal davranışçılıkla kolay bir yakınlaşmaya yol açtığını varsaymak uygun olduğu halde kendi açıklamasının gerektirdiği dildeki öznelliğin sosyal inşası, davranışçılığın tümüyle değilse  de diyalektik olarak zıddıdır (Parker, 1995). Lacan sadece içsel mekanizmaların yerini dışsal güçlere dikkatle yer değiştirmemektedir,  psikolojideki yaklaşımlara döndüğümüzde de göreceğimiz üzere yaklaşımların kendileri de bu dışsal dünyayla ve insan yaşantısında sosyal ilişkilerin önemi ile ilgilenmektedir.

Gelişimsel ve Sosyal Psikoloji
Bilişsel süreçlerin psikolojik açıklamaları ile Lacan’ın  bunları yeniden tarifleri arasındaki tezat ilk bakışta bizi basit bir şekilde ‘psikolog olarak Lacan’dan bireysel psikolojinin ‘ana’ sahasına, gelişimsel ve sosyal psikoloji bölgesine kaydıracaktır. Lacancı ‘biliş’ açıklamaları ana akımın bireysel psikolojisinde eksik olan gelişimsel ve sosyal hassasiyete çağrı gibidir ama Lacan ne gelişimsel psikolojik ne de sosyal psikolojik bir açıklama vermiştir.
Gelişimsel Psikoloji
Bazen Lacan’ın ‘ayna safhası’ -bebek yaklaşık 18 aylıkken, ötekinin imajını belkide gerçek bir aynada kendi benliğinin ‘imajiner’ modeli olarak alır-açıklaması, sanki bir ilerlemeymiş gibi, sanki çoçuğun bedenini nasıl hayal eder hale geldiği ve kendini dile girişe nasıl hazır ettiği hakkındaki ‘gerçek’ hikayeyi anlatıyormuş gibi, diğer gelişimsel açıklamaların yanına yerleştirilir (sözgelimi Frosch,1989). Bununla birlikte Lacan’ın açıklamasındaki belirli ögeler ayrı tutulabilir ve psikolojideki deneysel çalışmalarla bağlantılandırılabilir (sözgelimi Muller, 1996) ama bu ‘safhaya’ ki aslında gerçekten bir safha değildir, bireysel öznenin geçmişine Lacancı bir açıklama bağlamından bakıldığında konu oldukça farklıdır.
Gelişimsel psikoloji bebeklikten yetişkinliğe geçişi yöneten empirik olarak keşfedilebilir ve sonrasında teorik olarak sınırlandırılabilir bir olgunlaşma silsilesidir (Burman, 1994). Bu silsiledeki baskın görüş; gelişmenin normatif ‘yaşları ve safhaları’ tanımlanabilir, dolayısıyla  biyolojik donanımdaki bozukluklar ya da yetersiz bakım sebebiyle gelişimsel gecikmeler anlaşılabilir ve belkide düzeltilebilir umuduyla anlatılır (sözgelimi Mitchell,1992). Kohlberg’in ahlak gelişimi şemalarıyla sayısı artırılan bilişsel yapıların gelişimine dair Piagetci açıklamalar daha karmaşıktır sözgelimi bu basamakların, yapıların mantıksal  olarak belirmesine daha fazla dayandığını, bu yapıların belirmesi için  yaşa has safhaların basitçe gelişmesinden çok, ‘daha erken’ yapıların ön koşul olduğu tartışılmaktadır, bu açıklamalar Lacan’ın çalışmasını karşılaştırmaya davet eder (Silverman, 1980).
Düşüncenin dil yoluyla gelişimine dair Vygotskyci açıklamalar ABD Amerikan gelişimsel psikolojisiden çok daha radikal şekilde kopar gibidir, bunun bir sonucu olarak Lacancı kavtramlaştırmalara daha yakın gelir gibidir (Walkerdine, 1982). Buna karşın Lacan’ın ‘gelişme’ açıklaması mantıksal bir açıklamaya çağrıda bulunmakla birlikte bu mantık silsileli yani birbiri ardısıra değildir. Hatta psikologların anlayacağı anlamda bile ‘gelişimsel’ değildir, çünkü mantıksal olarak gerekli şart gibi düşünülebilecek herhangi bir dilde öznenin belirdiği hatıranın kendisi, olaydan sonra yaşantıya, sonrasında değiştirme etkisine sahip bir ilave olarak kurgulanır. Burada Lacan, Freud’un travma hatırasına dair açıklamasını Nachträglich (‘retroactive’ olarak) işleterek yeniden geri getirir ve bunu da gelişimsel psikoloğun asla gözleyemeyeceği her seferinde meydana gelen gelişimin bu doğasını tekrardan belirtmek için yapar. Lacancı analitik eğitim, bebek gözlemini kısmen bu sebeple dahil etmez çünkü anne ile bebek arasındaki ilişki ve bebeğin çocukluğundaki olayların etkisi herhangi birinin, kendi doğal aracısız hali içinde görebileceği şeyler değildir ( karşılaştırma: Miller, Rustin,Rustin, ve Shuttleworth,1989).
Lacan(1981/1993) yorumlarında psikolojinin kendisi kadar psikanalizin psikolojik temelli versiyonlarına karşı çıkmıştır, sözgelimi, ‘psikanalizin büyük sırrı psikojenezin (herşey düşüncede başlar) olmamasıdır’ (s.7). Geçmişle gelecek arasındaki geçici ilişki; kurgulanan birşeydir, geçmişteki belli olayların psikolojik nasıl hasarları olacağını tarif etmeye çalışan herhangi bir gelişimsel açıklamayı savunacak şekilde, öznenin yeniden kurguladığı birşeydir:

geçmişimde farkına vardığım şey, geçmişte kesinkes olanın ne olduğu değildir çünkü şimdi olduğumda olmakta olduğumdan bile fazlası değildir ama, olma sürecinde ne olmam gerektiğine dair önceki geleceğimdir (Lacan, 1956/1977b, s.86).

İnsan öznelerin geçmişlerini derinlemesine düşünme yolu (sanki ‘kesin geçmiş’ buymuş gibi), öyleyse o sırada şimdiyi (‘ne olmuş olacağım’ ı) bekleyen birşeye dönüştürecektir; işte öznelerin kendi geçmişleriyle kendi gelişimleri (kendi olma süreçleri) gibi yaşantıladıklarını engelleyecek ya da kolaylaştıracak travmatik olayların her ne ise gerçekten ortaya çıkışıyla arasındaki ilişki bu ilişkidir.
Çağdaş gelişimsel psikoloji bebeğin gelişimini diğerleriyle ilişkisine göndermeye çalışsada  hâlâ, belirli etkileşimlerin doğasını genellikle de anne ile bebek arasındaki etkileşimlerin doğasını yakalamak için çok çalışmaktadır (sözgelimi Muller, 1996). Aksine Lacan’ın ötekililiği açıklayışı anneyle ilişkisinde olduğu kadar değilse de Öteki ile ilişkisindeki ‘gelişmeye’ oturur. Anne ile bebek arasındaki ilişki Lacan’a göre ‘imajiner’ aynalama ile yönetilir ama ilişkiye gelince, ilişki anne ile ya da bebeğin kontrolu dışında yatan sembolik süreçlerle yönetilir. Bu sembolik süreçler bu ilişkiye anlamını veren işaretleyiciler alanı içinde yatar ve bu sembolik düzen ‘Öteki’ olarak işler. Lacan (1975/1997) klinik fenomene dair ‘matheme’ler’ olarak ‘aktarılabilir’ teorik tarifler formüle etmeye çalışmıştır.Bireysel öznellik bu durumda Öteki ile ilişki içinde kurulur ve matheme ‘A’ ile (Fransızcadaki ‘Öteki’ karşılığı ‘A’) temsil edilir, yabancılaşma ve ayrılma süreçleri hiç tamamlanmayacak şekilde bir Öteki fantezisinin doğmasına yol açar (Lacan 1973/1979). Men edilmiş psikolog için matheme (“$”) öyleyse her zaman, Öteki ile ilişkilidir ama bebek Öteki ile doğrudan aracısız bir ilişki kuramaz dolayısıyla Ötekinin sunduğu özlemi çekilen eksiksizlik-tamlık, eksiklik olarak yaşanır. Tıpkı öznenin eksiksiz tam mevcudiyeti men edildiği gibi, kendi içinde ayrılmıştır dolayısıyla aynı zamanda Öteki de men edilmiştir (‘Ⱥ’) Bu durumda her daim başarısız, her daim beklenileni veremeyen bir başka öteki olarak iş görür. İnsan öznesi her zaman ötekilerle ilişki halindedir, bu durum bireysel öznelerin ‘psikolojisinden’ çıkan ‘gelişimsel’ açıklamaları çok zorlaştırır. Lacancılar için belki de bu gibi açıklamaları imkansız kılar.
Sosyal Psikoloji
Bu durumda  bu açıklamadan, gelişimsel psikolojinin daha ‘sosyal’ hale gelmesi gerektiği, sosyal psikolojinin Lacan’ın doğal bir yer bulabileceği bir yer olması gerektiği çıkarımı yapılabilir. Sosyal psikoloji birey ile sosyal arasında bir ayırımı farz eder ve sosyal süreçleri ya da ‘grup süreçlerini’ bireyin faaliyetleri önüne geçirdiğinde bile bu iki tarafın arasındaki ilişkileri incelemeden bırakır (Henriques, Hollway, Urwin, Venn ve Walkerdine, 1984; Parker, 1989). Bu durumda birey ile sosyal arasındaki bu ikili ilişki, öznenin ‘içi’ ile ‘dışı’ arasındaki zıtlık üstüne tasarlanır. Sosyal psikolojide insan davranışının sosyal açıklanışını tam olarak sağlama teşebbüsü açıklamanın birey düzeyine indirgenmesiyle zora sokulmuştur, bu birey-sosyal ikililiği keza disiplin içinde çatışma ve agresyonu tarif etmede psikanalitik kavramlardan yararlanan çeşitli teşebbüslere biçim vermiştir (Billig,1976).
Psikanaliz denkleme sokulduğunda ve bu denklemin kendisi el sürülmemiş halde bırakıldığı zaman bu durum, bilinçdışının dil dışı bir alan olarak, bireyin zihninde birey düzeyinde işleyen bir şey olarak ele alındığı bir ‘içerisi’  ‘dışarısı’ kavramlaştırmasına yol açmaktadır. Bu kavramın karşısında Lacan’ın çalışmasındaki bilinç ile bilinçdışı ve içerisi ile dışarısı arasındaki bu karmaşık ilişki, bu denklemi huzursuz eder; Lacan (1973/1979) bu ilişkinin, bu iki alan arasında tarif edilebilir kesin bir kırıktan ziyade şeridin dış yüzeyini tutup iç yüzeyi etrafında döndürdüğünüz bir ‘Möbius şeridi’ şekli yoluyla olduğunu bir şekilde çağrıştırır. Lacan Möbius şeridi motifini sadece içerisi (genelde bilinç dışının alanı olduğu varsayılır) ile dışarısı arasında farklı bir ilişkiyi gösterdiği için kullanmaz yanısıra bu ikisi arasındaki en az mekansal ilişkiler kadar önemli zamansal ilişkiye dikkat çeker. O zaman Lacan için bu bilinç dışı ‘içerisi’ olduğu kadar ‘dışarısıdır’ da ve ‘mekânının anahtarını sağlayan bilinçdışının bu kapanışıdır -yani onu içeriye döndürmenin uygunsuzluğudur’ (Lacan,1966/1995, s.267). Sosyal psikoloji bireylerin sosyal bir mekânda var oldukları ve bu mekânda birbirleri ile etkileştikleri imajına dayandığından, her bir insan öznesinin her zaman zaten sosyal olduğu Lacancı görüşü, asimile edemez.

Psikolojide Metodolojik Alternatifler
Psikolojideki ana akım yaklaşımlar Lacan’ın hoşuna gitmeyebilir ama disiplin içinde, uygun bir arayüz gibi çalışması umulan, bir dizi yenilik vardır. Son zamanlarda psikolojinin alternatif çalışma gelenekleri, kendini gösteren teorik modeller geliştirmek yerine metodoloji zemininde gelişme eğilimde olmuştur. Bunun şaşırtıcı olmadığı söylenebilir çünkü psikoloji disiplini gerçekten tarihsel olarak teoriden ziyade metodla tarif edilegelmiştir ve ‘psikolojik karmaşıklığın’ bir parçası olarak birincil işlevi, bireyleri gözleyen, kategorize eden ve sosyale intibak ettiren düzenleyici bir cihaz olmaktı ve  olmaktadır (Rose,1985). Sözgelimi hümanist ‘yeni paradigma’ ve ‘sosyal inşacılık’ yaklaşımları yeni modeller geliştirmiş olsalar da, bir araştırmanın nasıl yürütülmesi gerektiği üzerinde durmuşlar, ya bu zeminden bireylerin ahlâken açıklanabilir açıklamalarının ayrıntılarına girişmişler( sözgelimi Harrê ve Secord, 1972; Reason ve Rowan, 1981) ya da tüm insanların neye benzediği hakkında kesin tarifler yapmakta temkinli davranmışlardır (sözgelimi Burr, 1995; Gergen,1985). Ama Lacan ne hümanistik psikologdur ne de bir sosyal inşacıdır.
Hümanizm
Lacan fenomenolojiden derinden etkilenmiştir ama fenomenolojist değildir yine de az biraz hümanist ve az biraz hümanist psikologdur. Lacancı bir öznellik bakış açısı hümanistlerinkinden çok farklıdır, hümanistler için iletişim bütünüyle açık kılınabilir bu suretle bireysel motivasyonlar özneye ve diğerlerine şeffaf kılınabilir (Parker,1999). Onun yerine bu disiplinde öznelliğin rolü; ‘psikolojide nesneleştirme prensipte, özneyi sadece gözlenen olarak değil gözleyen olarak da yöneten bir méconnaissance  [yanlış tanıma] kanununa bağlıdır’ (Lacan, 1956/1977c, s.130) argümanıyla en başa taşınır. Lacan  burada psikolojik araştırmada gözlenen ile gözleyen arasında daha özgün bir ilişki çağrısında bulunmamaktadır, öznelliğe verdiği dikkat, çağdaş niteliksel araştırmayı yürüten holistik anlayış ve şeffaflık kavramlarından oldukça  farklı ‘etik’le ile ilgili kaygılarla hareket eder (Lacan,1986/1992). İletişimin şeffaflığı yaygın bir idealdir belki ama Lacan için bu ‘iamjiner’ olana dayanır ve bizim anlamalarımızın sembolik düzen tarafından her defasında nasıl biçimlendiğini anlayacak daha radikal bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Gözlediklerimizle kendimiz arasında doğrudan aracısız bir ilişki kurmak isterken; Lacan’ın, insanın dil kullanıyor olmasıyla kendini aracısız anlamakta yetersiz olması arasında bölünmüşlüğünden dolayı men edilmiş özneler ($) olduğumuz argümanı, araştırmacı-araştırılan ilişkisinde idealize edilen imajı sorgulatacaktır.
Lacan için psikolojik soruşturmadaki mesele psikolojinin özneleri kendiliğinden insanlıktan çıkarmasında yatmaz, psikologların anlamak istedikleri fenomenin doğası ve yeri hakkında bizi yönlendiren pozitivist işlemlerinde yatar. Buna örnek olarak Lacan’ın Edgar Allen Poe’nun ‘Kayıp Mektup’ hikayesine dair yorumundaki dedektiflerin hareketlerini alabiliriz (1844/1938; bkz Plon, 1974). Bu dedektifler bir bakanın dairesinde gizlendiğini bildikleri kayıp bir mektup aramaktadırlar, gizlenen nesneye takıntılı bir şekilde odaklanmaktan mektubun gözlerinin önünde durduğunu göremezler. Lacan (1956/1972) şuna dikkat çeker; ‘dedektiflerin araştırmalarının nesnesi haline dönüştürme eğiliminde olduklarını fark edemedikleri, kesin bir gerçeklik kavramları vardı’ (s.54-55). Yine, dünyayı ve kendimizi anlamamızı şekillendiren sembolik düzenin rolüne dikkat çeker, ve böylesi bir dikkatin basit bir şekilde hümanistik psikolojiye başvurarak elde edilemeyeceğine işaret eder.
Sosyal İnşacılık
Lacan bilime, akla ve gerçeğe karşı değildi Bu sebeple onu bir ‘postyapısalcı’ olarak görmek hata olacaktır post yapısalcılık, Lacan’ın yazdığı sıralarda Fransa için pek de anlam ifade etmeyen bir başlık altında birbiri ile kıyaslanamaz yazarları toplayan bir Anglo-Amerikan kategoridir ve çağdaş kültürde kişisel, sosyal ya da bilimsel anlamaya dair herhangi bir büyük hikâyeden (Gergen, 1991) kaçışı garantilemek için varsayılan bir tarihsel mutasyondan medet uman, ‘postmodernizmin’ yine pek değilse de taraftarıdır. Lacan (1981/1993) ‘bu modern bilimin, fenomene güvenmeyip arkasında onu açıklayan doğasında birşeyler aramasının, başlangıç noktasıdır’(s.143) der.
Bazı bakımlardan, farklı, etrafı kuşatılmış biliş kavramına Lacancı itirazlar, genel sosyal inşacı gelenekteki ‘kollektif hatırlama’ ya dair yeni tanımlara (Gergen, 1985) yakın gibi durmaktadır. Lacan’ın hafızanın öznenin dildeki yeriyle ilgili olduğu argümanı, action  teorisi, etnometodoloji ve ‘söylemsel psikolojinin’ (Middleton ve Edwards, 1990) ilan ettiği kollektif hafıza üzerine bazı çalışmalardan önce davranır. Zihinsel süreçlerin dilde meydana geldiği ve dil vasıtasıyla olduğu argümanı özünde, çağdaş ‘söylem analistlerine’ çok da garip gelmemektedir (sözgelimi Parker, 1992, 2002), ana akım psikologlar Lacan’ın belirli bir metodolojik alternatif olarak bu disipline (söylem analizine) ait olduğunu bile iddia edebilir(Parker, 1997b).
Bununla birlikte; gündelik etkileşimlerde katılımcılar arasında an be an sıra alış eylemleri ve anlamın inşasının izini süren konuşma analizi gibi söylemsel psikolojideki baskın eğilimlerle, söyleme dair Lacancı bakış açıları arasındaki aşikar bağlantılar Lacan’ın dilin işleyişine nasıl baktığına dair yanlış anlamalar taşıyabilir. Lacan için (1966/1995) ‘cümlelerde anlamın geriye dönük etkisine, cümlenin son kelimesinin üstünün açılması gereken anlama’ dikkat etmek gerekir (s.267). Bu, sıra alışlara ya da çeşitli retorik biçimlere dikkat kesilen ayrıntılı yazı dökümü analizinin (sözgelimi Potter, 1996), ‘çıkar’ ve ‘işlev’ yoluyla yeniden şekillendirilen sağduyusal ‘sebep’ ‘sonuç’ kavramlarını edinmiş metodolojik bir duruş edineceği anlamına gelir. Söylemsel psikolojinin konuşma-analitik versiyonlarında teoriden uzak duruşu keza, uygulayıcılarının söyleme ve psikolojinin yerine ilişkin eleştirel açıklamalar için verdikleri söze ihanet eder (cf.Parker, 2001). İlâveten tam da psikologların bilimsel keşiflerin neye benzediğine dair versiyonlarına uyum sağlamak üzere psikologların taleplerine itaat ettikleri sırada konuşma analistleri, öznenin işaretleyici ile ilişkisinde Lacan’ın teorik olarak belirttiği niteliğine söz söylemede başarısız olurlar.
Psikoloji ve Anti-psikoloji
Lacan’cı kavramları ele geçirip tanımlamak sadece Lacan’ın dillere destan okuma zorluğundan değil yanısıra bu kavramların ilişkisel olmasından dolayı zordur. Lacan’ın ‘yapısalcı’ olduğunu söylemenin doğru olduğu hissi, teorik müdahalelerinin ve klinik kategorilerinin ancak diğer ögelerle değişen ilişkilerine göre anlaşılabilmesinde yatar. Psikolojik kavramlara göre, Lacan ara vermeksizin, psikoloji disiplinin genellikle şeyleştirdiği genellikle sanki gözlenebilir ve empirik olarak verifiye edilebilir şeylermiş gibi yorumladığı fenomenleri var olmaktan çıkarmaktadır
Bu küçük nesne a kavramı ile açıklanabilir, arzu ‘nesnesi’ olarak statüsü ile ‘nesne’nin davranış tarzı arasındaki fark, genellikle psikanalitik nesne ilişkileri teorisinde ele alınır (sözgelimi Greenberg ve Mitchell, 1983). Nesne ilişkileri teorisi bebeğin fenomenal dünyasında nesnelerin ve ‘nesne parçalarının’ ya dış dünyada gerçek şeylerin temsilleri ya da güdülerin temsilleri olduğunu varsayar. Buna karşılık Lacan’ın küçük nesne a olarak  nesne kavramı, radikal şekilde farklıdır. Basit bir şekilde anne, baba, penis ya da kaka ile eşitlenebilir bir şey  olmak yerine Lacan’ın çalışmasındaki statüsü, eş zamanlı bir şekilde ‘kayıp nesne’ ve arzunun nesne sebebidir. Nesne ilişkileri teorisi, içsel zihinsel işleyişin hâlihazırda psikolojikleştirilmiş tanımlarını onaylamak için gelişimsel psikolojideki görgül çalışmalara bakar (sözgelimi Stern, 1985; akt.Cushman, 1991). Lacan’ın, küçük nesne a’ nın üstüste gelen kullanımlarının tersine bu nesneyi acımasızca var olmaktan çıkarması psikolojinin bu tür desteğine karşı durur.
Lacan için (1973/1979) küçük nesne a, özne için arzunun nesne sebebi olduğu kadar, tam da kayıp olduğu sırada işlevsel hale gelen (fantezisi kurulan) birşey olarak kurulur: ‘a’ öznenin konuşmasıyla kurulan gediği doldurur’ (s.270). Bu a bizi büyüler çünkü bir zamanlar sahip olduğumuza, onu kavrayışımızdan artık sonsuza kadar kaçtığına inanır hale geldiğimiz ideal nesne vaadini tutar. Bu özne tarafından, onun için sadece belli bir konumdan parıldayan şey olarak kurulur, Lacan (1973/1979) bu fikri, resimdeki anlamsız ya da  bulanık bir şeklin ancak belli bir görüş açısından deşifre edilebilir hale geldiği ‘ anamorphosis- resmin şekilsiz yapılması benzetmesini kullanarak ayrıntılandırır (Holbein’in ‘Büyükelçiler’ tablosundaki kafatası imajında olduğu gibi). Küçük nesne a tam olarak bir şey durumuna getirilmekten etkilenmeyeceği gibi (ve böyle oluşuna en yakın hal olarak, bir fetiş olarak, küçük nesne a özelliğini kaybedecektir), ama ancak belli bir öznenin fantazi bünyesinde bir öge olarak var olacaktır.
Şuna işaret edilir:
… Lacan’ın çalışmasında, birkaç Lacan’ın kavramının çok fazla avatarı vardır: öteki, agalma, altın sayı, Freudcu şey, gerçek, anomali, arzu sebebi, fazla mutluluk (surplus jouissance),dilin maddeselliği, analistin arzusu,mantıksal tutarlılık, Öteki’nin arzusu, dış görünüş/gibi görünen, kayıp nesne, ve bunun gibiler aynı şekilde devam eder (Fink, 1995, s.83).

Teorik gücünden biri de bu küçük nesne anın belirsizliğidir, Lacan’ın çalışması içinde  bu belirsizlik okuyucuları için esrarengiz bir şekilde bir küçük nesne a’nın kendisine benzeyen, bir işlev verir. Bu şekilde işleyen teorik kavramlar psikoloji disiplininin lanetlisidir, Lacan’ın çalışmalarını ilgi çekici bulabilecek psikologların bu fark etmeleri önemlidir.

Men Edilmiş Psikoloji
Psikologların Lacan’a nasıl yaklaşabilecekleri ve bir kayıp psikolog olarak nasıl benimseyebileceklerini sormak ortaya yanlış soru çıkartır. Lacan bizzat kendisi, Freud’un çalışmasını ‘psikolojikleştirmek’ isteyen analistlere karşı alaylı ve küfürlü bir kampanya yürütmüştü. Bunu yapma sebebi kısmen ABD’li Amerikalı ego psikologlarının biçimlendirdiği psikanaliz saptırmalarının, kendi klinik uygulamalarının daha ‘bilimsel’ birşey gibi tıbba daha yakın birşey haline getirecek şekilde düzenlenmesidir. Lacan; İkinci Dünya Savaşı sonrasında ana akım psikanalizde bireyin topluma, hastanın egosunun analistin egosuyla özdeşleşmesi yoluyla uyum sağlama teşebbüsünün, Orta Avrupa göçmeni analistlerin Amerika Birleşik Devletlerine geldiklerinde karşılaştıkları daha muhafazakâr ve tıbbîleştirilmiş kurumlarına uyum sağlama çabalarıyla ifade edilen ve tekrar üretilen bir süreç olduğunu öne sürmüştü (akt.Jacoby, 1983). Psikanaliz için Lacan’a göre  en yıkıcı ihanet buydu.
Lacan’ın psikoloji nefreti, kısmen, 1963’te kendisine karşı olan ve en sonunda eğitim analisti olarak dışlandığı International Psychoanalytic Association (IPA) Uluslararası Psikanaliz Derneği ile müttefikliği tercih edenlerin kendisine ihanetidir. Lacan’ın Freud okumasını, görgül olarak doğrulanabilir ego gelişimi ve sağlıklı ego işleyişine dair imajlar hakkındaki esasta psikolojik varsayımlarla çalışan psikanalistler için, anlaşılabilir kılma teşebbüsü, ona sempatik yaklaşanların bile sonunda Şikago ve NevYork’taki IPA analistlerine ve Paris’teki akademik psikolojiye göre kabul edilebilir olan formulasyonları edinmelerine yol açtı (Roudinesco, 1990). Psikanalizin ‘üniversite söylemi’ dışındaki kurumsal konumunun önemi, giderek artan bir şekilde, Lacan (1991) tarafından psikolojiden bağımsız, bir psikanaliz ile birleştirilir hale geldi. Öyleyse kilit soru, psikanalizin davranışa dair psikolojik bir anlamanın, psikolojik merak olarak görülmekten çok vereceği tahribata karşı nasıl savunulacağı idi. Bu, Lacancıların psikologların tanımladıkları herbir fenomeni reddeceği anlamına gelmez. Lacan’ın (1949/1977a) kendi ‘ayna safhası’ açıklaması, Amerika Birleşik Devletleri temelli psikanalistlerin yaptığı çalışma üzerinden (Bühler’in bebekler arasındaki yoğun davranışsal mimetik özdeşleşme olarak ‘geçişçilik-transivitism’ tarifleri), hayvan etologlarının yaptığı çalışma üzerinden (türün diğer üyelerinin imajının ağustos böceği ve güvercinlerde cinsel olgunluk ve sosyal davranış için önemine dair tanımlar) ve Gestalt psikologlarının (Köhler’in maymunların şeyler ve ortamlar arasındaki algıları boyunca coşkulu tanıma tarifleri) yaptığı çalışma üzerinden ilerler.
Gestalt Psikoloğu Zeigarnik’in bitmemiş işlerin sonraki faaliyetler üzerindeki etkilerine dair tanımları keza Lacancılar tarafından da sunulmuştur, sözgelimi seansı erken bitirmenin bir garantisi olarak hasta materyal üzerinde muhtemelen daha fazla düşünecek ve takip eden seanslarda kaldığı yerden çalışmaya devam edecektir (Burgoyne,1997). Lacan ve Lacancı psikanalistler, psikologların kendi ayrı çalışma alanlarında geliştirecekleri ve açıklayacakları teori ve uygulama çalışmalarını pekalâ dikkate alabilirler. Aktarım fenomenini açıklamak için bir psikolog ve psikanalist Lagache tarafından sunulan Zeigarnik etkisi hususunda Lacan çok dikkatliydi. ‘Pek de mazeretin olmadığı göründüğü sırada psikanalizin tek seferde memnun etmesi gerektiği fikri’ni soktuğu için zayıf bir övgüyle Lagache’a söverek (Lacan, 1952/1982, s.62),Lacan Zeigarnik etkisinin açıklamadan ziyade aktarıma bağlı olduğunu belli eder. 
Şimdi Lacan’ın  çalışmasını bir matheme ile simgeleyen, psikolojiyle ilişkisininin bir formulasyonuna geçmemiz mümkün. Küçük nesne a ( ‘a’ ile temsil edilir) ve men edilmiş özne ( $ ile temsil edilir) mathemlerdir ve fantezi gibi psikanalitik kavramları temsil etmek üzere bir araya getirilebilir ( $♢a men edilmiş öznenin nesne ile ilişkisini tutan mathemdir). Bazı eleştirel psikologlarla ilişkili iş gören Lacancı psikanalizin şimdilerde küçük nesne a olarak yeni teorik çerçeveler aradıkları söylenebilir, onlar için bu, psikolojinin belirli bir mesafede tuttuğu, belki bu sebeple çok daha büyüleyici olan arzunun nesne sebebi olabilir. 
Psikoloji için mesele Lacancı psikanalizin arzuyu keşfeden birçok psikologun anlayış tarzını kabul etmemesidir. Öyleyse belki de ‘engellenmiş psikolog’ (  )mathemi ile en iyi tanımlanacak olan, psikolojinin antitezi olarak olarak çalıştığı kadar ana akım psikanalitik kurumdan dışlanmış olan Lacan’ın bizzat kendisidir. Lacan sadece disiplinden men edildiği için men edilmiş psikolog değildir yanısıra çalışması, psikologların kendi bilimsel keşif versiyonlarında takip ettikleri oyunun kurallarına inadına karşıdır. Keza kendisi, psikologlar cephesinde anlaşılması yasaklı olacak şekilde düzenlenmiş gibi duran teorik açıklamalar sunmaktadır. Lacan’ın bazen bu açıklamaları, sanki psikolojik olarak anlayabilecekleri şekilde filtreden geçirilmiştir ama yazılarına daha yakından baktığımızda eğer kimliğimizi psikolog olarak sürdürüyorsak kendimizi bu yazılara girişten men edilmiş buluruz. 

Son söz
Buradaki çıkarlar diyalektik olarak yaklaşık paradoksal şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir. Eğer Lacan’a ‘psikolog’ gibi muamele edilir ve çalışmaları yeniden tanımlamalardan etkilenen psikolojinin bir biçimi gibi olarak anlaşılırsa psikologların onunla yakın ilişki kurmakla elde edecekleri birşey olmayacaktır. Anlama illüzyonu, ‘yanlış bir bağlantı’ biçimi olacaktır, Lacan’ı sadece tepeden baktığı bir disipline intibak ettirmekle kalmaz aynı zamanda, Lacan’ın ayıpladığı bir girişim olarak, ego psikologları denediğinde ‘ortopedistlerden’ az biraz daha iyi yaptıkları(Lacan,1973/1979, s.23), insanların var olan düzene adaptasyonları sürer. Lacan psikanalitik yaşantının, ‘psikolojinin bütününün bireyin belirli özelliklerinin nesneleştirilmesi olarak düşündüğü şeye indirgenemeyeceği’ noktasını birçok kere tekrarladı (Lacan, 1952/1982, s.62).
Psikologların insan özneler için yaptıkları, ki Lacancılar, kendi disiplinlerinin önerilerine inancını yitirmiş psikologlar için alternatif bir cazibe noktası olarak işleyebilecek materyaller biriktirebilmiştir, baştan sonra kavramsal olarak sadece bağımsız varsayımları teorik  çalışmak oldu. Şimdi IPA analistleri kendi birey imajlarını doğrulamak ve belirli tedavi biçimlerini geçerli kılmak için psikolojiye bakarken Lacancı psikanalistlerin, Lacan’ın tamamen farklı birşey, psikoloji haline gelmeyen, psikoloji olmayan ve psikoloji olmaması gereken birşey verdiğini vurgulamaya ihtiyaçları var.
Lacan’ın çalışmasının psikoloji ile ilişkili bu açıklamasının sonuçları geniş kapsamlıdır. Bilgi meselesinden ayrı olarak ki bu çalışmalarının doğru okunmasını gerektirir, klinik uygulamaların ve klinik psikologlarla Lacancı psikanalistlerin çalışmalarını insan öznesinin hatalı imajına, bugünkü psikolojinin onayladığı imaj sebebiyle, uyacak şekilde çarpıtmaya teşebbüs ettikleri ölçüde dolaylı anlamları vardır (cf. Fink, 1997).Lacancı psikanaliz mecburen benlik hakkında kabul edilen ferasetin de bir eleştirisidir, bu açıdan keza Lacan’ın psikolojideki ‘eleştirel’ bakış açılarına katkısının ciddi bir değerlendirmesi olacaksa gerçekten ne dediğinin bilinmesi de önemlidir (Fox and Prilleltensky, 1997; Parker, 2000). Eğer Lacan men edilmiş psikolog ( ), psikologların bildiklerini düşündükleri şeyi sürekli bozan biri olarak okunursa o zaman çalışması, psikoloji içinde bir çalışma alanı inşa edecek şekilde, genellikle daha sonraki incelemelerin önünü kapatacak şekilde işleyen cevaplardan ziyade insan doğası hakkında sorduğu sorular etrafında dolanan bir yeniden yorumlamayı kışkırtabilir.

Kaynakça
Billig, M. (1976). Social psychology and intergroup relations. London: Academic Press. Google Scholar
Burgoyne, B. (1997). Interpretation. In B. Burgoyne & M. Sullivan (Eds.), The Klein-Lacan dialogues (pp. 45-58). London: Rebus Press. Google Scholar
Burman, E. (1994). Deconstructing developmental psychology. London: Routledge. Google Scholar
Burr, V. (1995). An introduction to social constructionism. London: Routledge. Google Scholar CrossRef
Cushman, P. (1991). Ideology obscured: Political uses of the self in Daniel Stem's infant. American Psychologist, 46(3), 206-219. Google Scholar
Dreyfus, H.L. (1967). Why computers must have bodies in order to be intelligent. Review of Metaphysics, 21, 13-32. Google Scholar
Fink, B. (1995). The Lacanian subject: Between language and jouissance. Princeton, NJ: Princeton University Press. Google Scholar
Fink, B. (1997). A clinical introduction to Lacanian psychoanalysis: Theory and technique. Cambridge, MA: Harvard University Press. Google Scholar
Fodor, J. (1983). The modularity of mind. Cambridge, MA: MIT Press. Google Scholar
Fox, D. , & Prilleltensky, I. (Eds). (1997). Critical psychology: An introduction. London/Thousand Oaks, CA: Sage. Google Scholar
Frosh, S. (1989). Psychoanalysis and psychology: Minding the gap. London: Macmillan. Google Scholar
Frosh, S. (1997). For and against psychoanalysis. London: Routledge. Google Scholar
Gergen, K.J. (1985). The social constructionist movement in Modern psychology. American Psychologist, 40(3), 266-275. Google Scholar
Gergen, K.J. (1991). The saturated self: Dilemmas of identity in contemporary life. New York: Basic Books. Google Scholar
Greenberg, J. , & Mitchell, S. (1983). Object relations in psychoanalytic theory. Cambridge, MA: Harvard University Press. Google Scholar
Harré, R. , & Secord, P.F. (1972). The explanation of social behaviour. Oxford: Blackwell. Google Scholar
Hartmann, H. (1958). Ego psychology and the problem of adaptation. New York: International Universities Press. (Original work publishedl939.) Google Scholar
Heidegger, M. (1962). Being and time (J. Macquarrie & E. Robinson, Trans.). Oxford: Blackwell. (Original work published 1928.) Google Scholar
Henriques, J. , Hollway, W., Urwin, C., Venn, C., & Walkerdine, V. (1984). Changing the subject: Psychology, social regulation and subjectivity. London: Methuen. Google Scholar
Ingleby, D. (1985). Professionals and socializers: The `psy-complex'. Research in Law, Deviance and Control, 7, 79-109. Google Scholar
Jacoby, R. (1983). The repression of psychoanalysis. New York: Basic Books. Google Scholar
Lacan, J. (1972). Seminar on `The purloined letter' (J. Mehlman, Trans.). Yale French Studies, 48, 38-72. (Original work published 1956.) Google Scholar
Lacan, J. (1977a). The mirror stage as formative of the function the I. In Ecrits: A selection (A. Sheridan, Trans.; pp. 1-7). London: Tavistock. (Original work published 1949.) Google Scholar
Lacan, J. (1977b). The function and field of speech and language in psychoanalysis. In Écrits: A selection (A. Sheridan, Trans.; pp. 30-113). London: Tavistock. (Original work published 1956.) Google Scholar
Lacan, J. (1977c). The Freudian thing. In Écrits: A selection (A. Sheridan, Trans.; pp. 114-145). London: Tavistock. (Original work published 1956.) Google Scholar
Lacan, J. (1977d). The agency of the letter in the unconscious or reason since Freud. In Écrits: A selection (A. Sheridan, Trans.; pp. 146-178). London: Tavistock. (Original work published 1957.) Google Scholar
Lacan, J. (1979). The four fundamental concepts of psycho-analysis (A. Sheridan, Trans.). Harmondsworth: Penguin. (Original work published 1973.) Google Scholar
Lacan, J. (1982). Intervention on transference (J. Rose, Trans.). In J. Mitchell & J. Rose (Eds.), Feminine sexuality: Jacques Lacan and the école freudienne (pp. 61-73). London: Macmillan. (Original work published 1952.) Google Scholar
Lacan, J. (1988). The seminar of Jacques Lacan: Book L Freud's papers on technique 1953-1954 (J. Forrester, Trans.). New York: Norton. (Original work published 1975.) Google Scholar
Lacan, J. (1991). The other side of psychoanalysis: The seminar of Jacques Lacan, book XVII, 1969-1970 (R. Grigg, Trans.). Unpublished manuscript. Google Scholar
Lacan, J. (1992). The ethics of psychoanalysis 1959-1960: The seminar of Jacques Lacan, book VII (D. Porter, Trans.). London: Routledge. (Original work published 1986.) Google Scholar
Lacan, J. (1993). The psychoses: The seminar of Jacques Lacan: Book III, 1955-1956 (R. Grigg, Trans.). London: Routledge. (Original work published 1981.) Google Scholar
Lacan, J. (1995). Position of the unconscious: Remarks made at the 1960 Bonneval colloquium rewritten in 1964 (B. Fink, Trans.). In R. Feldstein, B. Fink, & M. Jaanus (Eds.), Reading Seminar XI: Lacan's four fundamental concepts of psychoanalysis (pp. 259-282). New York: State University of New York Press. (Original work published 1966.) Google Scholar
Lacan, J. (1997). Encore: The seminar of Jacques Lacan: Book XX, 1972-1973 (B. Fink, Trans.). New York: Norton. (Original work published 1975.) Google Scholar
Lave, J. (1988). Cognition in practice. Cambridge: Cambridge University Press. Google Scholar
Lindsay, P. , & Norman, D. (1972). Human information processing: An introduction to psychology. New York: Academic Press. Google Scholar
Malone, K. , & Friedlander, S. (Eds.). (2000). The subject of Lacan: A Lacanian reader for psychologists. New York: SUNY Press. Google Scholar
Middleton, D. , & Edwards, D. (Eds.). (1990). Collective remembering. London/ Thousand Oaks, CA: Sage. Google Scholar
Miller, L. , Rustin, M., Rustin, M., & Shuttleworth, J. (Eds). (1989). Closely observed infants. London: Duckworth. Google Scholar
Mitchell, P. (1992). The psychology of the child. London: Falmer. Google Scholar
Muller, J. (1996). Beyond the psychoanalytic dyad: Developmental semiotics in Freud, Peirce and Lacan. New York: Routledge. Google Scholar
Packer, M.J. (1985). Hermeneutic inquiry in the study of human conduct. American Psychologist, 40(10), 1081-1093. Google Scholar
Parker, I. (1989). The crisis in Modern social psychology, and how to end it. London/ New York: Routledge. Google Scholar
Parker, I. (1992). Discourse dynamics: Critical analysis for social and individual psychology. London/New York: Routledge. Google Scholar
Parker, I. (1995). Everyday behavior(ism) and therapeutic discourse: Deconstructing the ego as verbal nucleus in Skinner and Lacan. In J. Siegfried (Ed.), Therapeutic and everyday discourse as behavior change: Towards a micro-analysis in psycho-therapy process research (pp. 447-467). New York: Ablex. Google Scholar
Parker, I. (1997a). Psychoanalytic culture: Psychoanalytic discourse in Western society. London/Thousand Oaks, CA: Sage. Google Scholar
Parker, I. (1997b). Discourse analysis and psycho-analysis. British Journal of Social Psychology, 36, 479-495. Google Scholar
Parker, I. (1999). Critical reflexive humanism and critical constructionist psychology. In D.J. Nightingale & J. Cromby (Eds.), Social constructionist psy- chology: A critical analysis of theory and practice (pp. 23-36). Buckingham: Open University Press. Google Scholar
Parker, I. (2000). Looking for Lacan: Virtual psychology. In K. Malone & S. Friedlander (Eds.), The subject of Lacan: A Lacanian reader for psychologists (pp. 331-344). New York: SUNY Press. Google Scholar
Parker, I. (2001). Lacan, psychology and the discourse of the university. Psycho-analytic Studies, 3(1), pp. 67-77. Google Scholar
Parker, I. (2002). Critical discursive psychology. London: Palgrave. Google Scholar
Plon, M. (1974). On the notion of conflict and its study in social psychology. European Journal of Social Psychology, 4(4), 389-436. Google Scholar
Poe, E.A. (1938). The purloined letter. In The complete tales and poems of Edgar Allen Poe. New York: Random House. (Original work published 1844.) Google Scholar
Potter, J. (1996). Representing reality. London/Thousand Oaks, CA: Sage. Google Scholar
Reason, P. , & Rowan, J. (Eds.). (1981). Human inquiry: A sourcebook of new paradigm research. Chichester: Wiley. Google Scholar
Richardson, W.J. (1980). Piaget, Lacan and language. In H.J. Silverman (Ed.), Piaget, philosophy and the human sciences (pp. 144-170). Brighton: Harvester. Google Scholar
Rose, N. (1985). The psychological complex: Psychology, politics and society in England 1869-1939. London: Routledge & Kegan Paul. Google Scholar
Roudinesco, E. (1990). Jacques Lacan and Co.: A history of psychoanalysis in France, 1925-1985. London: Free Association Books. Google Scholar
Shannon, C. , & Weaver, W (1949). The mathematical theory of communication. Urbana: University of Illinois Press. Google Scholar
Silverman, H.J. (Ed.). (1980). Piaget, philosophy and the human sciences. Brighton: Harvester. Google Scholar
Soler, C. (1995). The body in the teaching of Jacques Lacan. Journal of the Centre for Freudian Analysis and Research, 6, 6-38. Google Scholar
Stern, D.N. (1985). The interpersonal world of the infant: A view from psycho-analysis and developmental psychology. New York: Basic Books. Google Scholar
Trower, P. , Bryant, P., & Argyle, M. (1978). Social skills and mental health. London: Methuen. Google Scholar
Walkerdine, V. (1982). From context to text: A psychosemiotic approach to abstract thought. In M. Beveridge (Ed.), Children thinking through language (pp. 129-155). London: Edward Arnold. Google Scholar
Winograd, T. , & Flores, F. (1987). Understanding computers and cognition: A new foundation for design. Reading, MA: Addison-Wesley. Google Scholar